geçiyordum, gördüm..//kunduz düşleri//

7/8/2006 - 1938 ve öncesi dersim ya da kırmanciya beleke

Kategori: yazilar

1938 VE ÖNCESİ DERSİM

ya da

KIRMANCİYA BELEKE

Emirali YAĞAN

"Bizi kamyona doldurdular.

Tüfekli iki erin nezaretinde.

Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.

Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.

Tarih öncesi köpekler havlıyordu."

 

Cemal Süreya

 

Korkunç Yavuz’un, İsmail’e Şah çektiği tarih derkenara yazılsın ve hatırlansın: Osmanlı – Pers savaşının galibi Yavuz Sultan Selim, tek kale uzatmaları, istila alanlarında Kızılbaşları kese biçe sürdürür. Bu sınırsız katliamdan kurtulabilenler, Munzur ve Mercan sıra dağlarını kendilerine siper tutabilenler olur.  O tarihten beridir Dersim, sınırları içinde hep mesafeli durur Osmanlıya.

Kuzey Afrika’dan Yemen’e, Viyana önlerinden Kafkasya’ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu, 1514’de Çaldıran Savaşı’yla sınırlarına dahil ettiği ve ancak egemenliğini tesis edemediği Dersim’i, beş yüz sonra, enkazının saklısında tuttuğu nur topu gibi bir sorun olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne miras bırakır! Ne halifeliğin şeriatına, ne padişah hükmüne boyun eğmemiş Dersim ahalisi, Kemalist iktidara da sarık - şapka çıkarmaz; geleneğine uygun dikbaşlılığıyla, sınırlarına dahil olduğu merkezi otoriteye ne asker verir, ne vergi. 

Enleşe, genleşe sınırsızlığa hüküm salacak Osmanlı İmparatorluğunun tecrit çemberi içinde, Dersimlinin kendine hükümran yaşayışının bir bedeli vardı. Dağlarını kendine siper tutan Dersimliler, dıştan gelen her saldırı dalgasını, ilerlediği yerde hırpalayıp dışına kusan yabanıl bir bağışıklıkla efsunluydular adeta. Geçitlerin elverdiği boşluklardan sızan seferi orduların nal selleri işitildiğinde, aşiretler çoluk çocuğunu ayak altından kaldırıp, yamaçlara heyelan düşüren bir hengame içinde, çete düzeni alıyorlardı o hızla. Mercan Geçidi, Ali Boğazı ve Pülümür kanyonu gibi dıştan gelen saldırılara geçit kapısı gibi görünen yerler, Hanibal’in filler sürüsüyle Alplerin eteklerinden Po Ovası’na yürürken yaşadığına benzer telef oluşlar, yamaçlara tutunan kayaları harekete geçiren görünmez, yabanıl doğal tuzaklar taşıyordu. Patikaların uzandığı uçurumları, gedikleri, geçit vermez meşelikleri, derin, engebeli koyakları, taşkın dereleri ve yaban hayatıyla uyumlu yaşayan Dersim aşiretlerinden yana taraflıydı doğa. Çeperde, içerlerde yekdiğerine eklenerek yaşanan çatışmalar, seferler azdan az, çoktan çok bir minval üzere sürüp gider.

İmparatorluğun gelip geçen askeri ulemaları, her yenibahar döndüğünde, bir önceki güz mevsiminden yarım bırakılmış Dersim seferini tamamlamaya; yeni ordular dizmeyi adet edinirler. Ve böylelikle mevsimler yıllara, yıllar yüzyıllara akar; nice sultanlar gelip geçer, kimler nice sınarlarsa da egemenlik hükmünü, nafile! Talih, bir türlü seferi ordulardan yana dönmez; Dersim’in fatihi olmak hiçbir paşaya, sultana nasip olmaz!.

İki sefer arası boşluklar, Arapkir’den Bayburt’a, Egin’den, Erzincan’a Çarsancak’tan Çemişgezek, Harput ve Maden’e, Dersim’i çevreleyen ilçelerin uleması, sancak beyleri ve mirlerin Divân-ı Hümâyun’a sundukları şikayet dilekçeleriyle doludur. “İdare-i Şahanelerinin” şeriat hükmünün bölgede bir an önce tesis edilmesi dilekleri, boşluğu kapamaya yetmez. Bu uzun tekerrür tarihinin özeti şudur: Timurlenk’i ve Korkunç Yavuz’u Mercan ve Munzur sıra dağlarının öte yüzünde, Kamah kalesinin yamaçlarında eğleyen Dersimliler, onları izleyen dolu dizgin taburlara daha çokça nal döktürüp, çarık eskittirirler; kuşaklar boyu ödedikleri bedele karşılık!..

Birbirini izleyen saldırı ve seferlerin yerleşik hayatı tahrif ede geldiği, ekili tarlanın biçilemediği, harmanın kaldırılamadığı, tohumun topraktan geri dönmediği açlığın, kıtlığın, çekirge sürülerinin aman vermediği bir kıstırılmışlık içindeki aşiretler çareyi, çevre madenleri ve ticaret tekelini elinde bulunduran uzak yakın kasaba merkezlerine, kervan yollarına kol atmakta ararlar. Depolara, ambarlara, taşınabilir mallara tamah, toplumsal bir ihtiyaçtan geliyordu.  Kenar kasaba merkezlerine kurulmuş mülki idare konaklarına, askeri garnizonlara, bulduğu her fırsatta kol atıp taciz etmek de vardı bu karşı saldırılarda. İnançlarına ve varlıklarına yönelmiş tehdidi savmak, imparatorluk düzeni içinde kendilerince tutturulmuş düzeni korumak istiyorlardı. Dersimin kadim yerlileri Qalmem ve Sıx Hesenoğulları ve aynı ayrıksı inançlarla ortak bir yazgıya bağlanmış boy ve aşiretler, kendilerince bir cemaatler hukuku ve mülkiyet tarzı oluşturmuşlardı...

Söz konusu bu mülkiyet tarzında, miri beyine, sultana ve Allah’ın yeryüzü zabitlerine zırnık yoktu! Meralar, sürüler, ekinler; derelerin suyu ve dönen değirmenler, ulu ceviz ağaçları ve damarlarında evvel zamanların özsuyunu dolaştıran dutluklar aşiretin ortak malıydı; çobanın ve aşiret reisinin aynı sofraya bağdaş kurduğu ilkel ortaklığın kavim kardeşlik payıydı. Dört dağ arasına birikmiş aşiretlerin kapalı devre mülkiyet düzenine, ortaklık hukukuna, birbirleriyle ilişkilerinin düzenleyicisi ekabirler topluluğuna, töresine, eskil tanrılarına, duasına, niyazına, diline hâlel gelmesin isteyen Dersimliler, bu moral inanışla onara gelirler bin parçalanmışlıklarını. Yazısız, kitapsız, hesapsız, bir toplum yaşayışıdır bu. Kurumsal, organik devlet düzenlerinin nüfuz edemediği kendine özgü bir toplumsal düzendi her şeye karşın, eski Dersimli’nin Kırmanciya Belek (Alaca – renkli- Kırmançiye çağı) diye adlandırdığı kapalı devre hükümranlığı. 

DARALAN OSMANLI, KANAYAN DOĞU

Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’da birbiri ardına egemenlik sahalarını yitiren Osmanlının, Doğu’da egemenliğini pekiştirme çabaları Dersim havzasında boşluğa düşer. Tanzimat yıllarından başlayarak Dersim’e ardı arkası kesilmez seferler, yüzyıl döndüğünde, daha da hız kazanır. Bu başarısız seferlerin sonrasındadır ki, Dersim’in karakteristiğini özetleyen şu vecize tarihe geçer:

“DERSİME SEFER OLUR ZAFER OLMAZ!”

 

Olmazı olduran tarihi koşulların tecellisi gerekliydi belki de. 1877’den 1930’lara gelindiğinde irili ufaklı sayısız müdahalelerin yanı sıra, Dersim aşiretlerini ısla ve imha amaçlı 11 kapsamlı askeri seferin tarih kayıtlarına geçtiği görülür.

Anadolu’da tüm taşların yerinden oynadığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, azınlıklara bir bir pay edilecek büyük kırımlara, lanetli bir kapı aralanır. Azınlıkları azınlıklara kırdırma politikası daha sistemli, planlı, kapsamlı bir yürürlük bulur yeni dönemle. Sultan Abdulmecit’in Şâfii Kürt aşiretlerinden devşirdiği “Hamidiye Alayları”, Doğu’da gayri - Müslimlerin imhası için hareketlendirilir. İdris-i Bitlisi’nin mirasına varis sayılan Hamidiye Alayları, Koçgiri üzerinden Dersim Kızılbaşlarına yöneltilir. Dersim’e yönelik 1908 saldırısında ve 1916’da Ovacık’a taşınan Erzincan Şurası’nın dağıtılmasında, Cibranlı Halit komutasındaki Hamidiye Alayları öne çıkar. Bunu takip eden yıllarda, Hamidiye Alyları’na benzer bir karakter taşıyan Çerkes Alayları’nın Pertek üzerinden Pilvenk dolaylarına yangın ve talan taşımanın yarışına katıldıkları görülür.

 

Yavuz Selim ve bağdaşığı, İdris-i Bitlisi’den beridir ki, Dersimlilerin inançları kökleşmiş egemen yargıyla sapık, din - dışı bir batıllığı ifade etmektedir. Ol sebeple dökülecek kanları, talan edilecek malları helâl sayılır. Derme çatma ordulara verilmiş bu ruhani gerekçe, bölge insanına karşı acımasızlığın ve yağma duygusunun kamçısı olur. 1938 Soykırımında başı çekecek olan Hozat Alayı’nda subay olarak görev yapmış ve Dersim olaylarını kurgusal bir keyfiyet içinde Cemo, ve Memo adlı romanlarına konu yapmış romancı Kemal Bilbaşar bu kitaplarına referans aldığı anılarında, Sürgünler Alayı olarak nitelendirdiği Hozat Alayının ipten kazıktan kırmış, iflah olmaz suçlulardan oluşturulduğunu dile getirirken; siyasi – askeri kurmaylığı ve basınıyla üstten organize, planlı bir kırımı açıklamaya çalışır kendince. Yine de bununla, kök tutmuş bir geleneği açığa vurmuş olur: Azınlıkların imhasında kullanılan “Suçlular Alayı”, aşiret erleri, devşirmeler, derin devletçi, Teşkilatı Mahsusa’cı araç ve metotlardaki sistemli bir politikaya işaret eder.

 

***

1921’de Batı Dersim – Koçgiri bölgesine Merkezi ordu ve Topal Osman’ın yönlendirdiği paramiliter güçlerle girişilen yığınsal katliam, Dersim’de derin yaralar açar. Yenilgiye uğratılan Koçgiri ayaklanmacılarının önderi Alişer, İç-Dersime çekilir. Aralıklarla Pülümür, Nazimiye, Mazgirt, Pertek üzerinden gelen saldırı dalgalarına paralel geçen sonraki yıllar, Dersim sorununun köklü olarak halledilmesi için plan ve hazırlıklarla geçer.

Osmanlı’da olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra da, devlet sınırları içinde egemenliğin tesis edilemediği bir bölge olarak durmaktadır Dersim. Ankara Hükümeti için halledilmesi gereken temel bir sorundur bu. Şıx Sait ve Ağrı ayaklanmacılarının bastırılması, Piran, Çevlik ve Zilan katliamının sonrasında, nihai hedef olarak Dersim’e yönelmenin zamanı geldiği ilan edilir. Ağrı İsyanı’nın bastırılmasının zafer sarhoşluğuyla dönen ordular, o hızla Dersim’e yönelir. Fakat Dersim Sorunu için daha köklü bir seferberlik planı ve hazırlığının gereğini anlamış olarak; alaylar hırpalanmış bir şekilde geri çekilir.

Bunu takip eden yıllarda, dönemin meclis tutanakları ve gazeteleri incelendiğinde, Dersim ahalisine karşı hararetli bir kampanya dikkat çeker. Toplu kırım ve tehcirin zorunluluğuna işaret etmektedir raportörler. Gazete yazarları, cedlerden saklı kalmış Dersim sorununun gelecek kuşaklara bırakılmadan köklü olarak halledilmesine dair cesaret telkinleri yapmakta, yetkilileri genel seferberlik düzenine çağırmaktadır. Yetkenin düşündüğü de budur zaten!

   25 Aralık 1935’de çıkarılan Tunceli Kanunu, bölgeye, olağan üstü yetkilerle donatılmış bir genel valinin tayinini öngörmektedir. Buna paralel çıkarılan Tehcir ve İskan Kanunu, Dersim ahalisine dönük kapsamlı bir kırım planını da saklı tutmaktadır satır aralarında.

ANADOLUDA SON “KOLONİ” SEFERİ
 

Bu ara başlıkta dikkat çekecek “Koloni” sözcüğünü Jandarma Genel Komutanlığı’nın Dersim raporundan alıyoruz. Anlatının ilerleyen seyri içinde başlığın askıda kalmayacağı görülecektir. 2 Ocak 1936 yılında Dördüncü Genel Müfettişlik unvanı ve sömürge valisi statüsüyle Korgeneral Abdullah Alpdoğan Elazığ’daki görevine başlar. Bakanlar kurulunun 4 Mayıs 1937’de çıkardığı “Tedip” (uslandırma, terbiye etme) kararıylaa öngörülen kitlesel kıyım çanları çalınmaya başlar!

Bölge Valisi, Erzincan’a karargah kurmuş kurmaylık kadrosu ve Ankara Hükümeti’nin koordineli yürüttüğü son büyük Dersim seferi, 1937 yılının bahar aylarında başlar. Harekatın birinci yılı, Dersim’in hava bombardımanı altında tutulması, Seyit Rıza, Use Seydi, Fındık Ağa, Cebrail Ağa, Qemer Ağa gibi ileri gelenlerin yakalanıp idam edilmeleri (15-16Kasım 1937), Aliye Qax gibi diğer sayılı isimlerin zindanlara doldurulmaları, ailelerinin toplu kırımdan geçirilmeleri ve bu tehdit altında bölgenin önemli ölçüde silahsızlandırılması gibi önemli olaylarla yüklüdür. Bölgeye egemen kılınan bu ölümcül tehdit altında kimi aşiret adamlarının izci olarak katliam birliklerinin önüne düşürüldüğü 1938 yılında, Dersimi kırıp geçirecek asıl büyük soykırım yaşanır.

Kılıçartığı eski Dersimlilerin “Tertele Philo Pyen” “Son Büyük Köklü kırım” diye andıkları o lanetli yıla geçmeden, Elazığ Buğday pazarında ipte sallanan Seyit Rıza ve Uşênê Seidi’nin, gök boşluğunda yankısız kalan sözlerinin hatırlanması gerekiyor burada:

1931 ya da 32 yılı olmalıdır. Seyit Rıza, tuz yüklü elli katıra eşlik eden elli adamıyla Pülümür tuzlaklarından dönmektedir. Pulur önlerinden geçerlerken, adamlarıyla davet edildiği karakolda çay, yemek, ikramla oyalandırılırken, telgraflarla ayaklandırılmış Hozat Süvari Birliği’nin tecrit karakolunun imdadına yetişmesi beklenmektedir. Kurulu tuzak fark edilir. Murdar edilmiş sofra dağılır. Seyit Rıza adamlarıyla bir biçimde karakolu terk eder. Emanet bırakılmış yerde duran silahlarına ulaşır. O arada oğlu Şıx Hesen ve bir adamı karakolda rehin kalmıştır. Yetişen süvari birliğiyle yaşanan çatışmanın kansız bitmesine iki taraf da özen göstermektedir. Seyit Rıza karakolda rehin kalmış oğlundan dolayı, süvari birliği komutanı ise, müstahkem mevkii tutmuş hasmının şerriyle çekincelidir. Karavan atışlarla danışıklı süren çatışma, velhasıl kan dökülmeden bitirilir.

Çatışmanın sonrasında Axdat’a doğru, yoluna devem eden Şeyit Rıza’nın yoluna Qasımoğli dedikleri beyazdonlu bir Dersimli çıkar: -Rızoo! Rızoo ! hona ki xeleşina? Tı sere xo wena, sere maki piya!..” (Rıza, Rıza!.. Senin kurtuluşun yok! Bu gidişle sen başını yiyeceksin, bizimkini de birlikte!)

Bu sataşmaya karşılık Seyit Rıza, hayli içerlemiş, nemli gözleriyle şu yanıtı verir: « -Kheko! Va mıradê sıma bıbo. Koê Dêsımi de kemere ke gına kemere, sıma vanê so taxalet be. Bızane ke taxelet biyaina mına sıma nêxeleşine, ıhı jü êwro ez sona taxelet bena. Êwro roca mına, meste sırayena sıma. Yine ke teselia xo mıra gurete, ez zê namê xo zana mına mırd nêbenê. »

(Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!)”

 Bu konuşmanın tanıklarından Hesene Aliye Rosto’nun anlatımlarına konu olan bu sözlerde öngörülen, başa gelecektir ne yazık ki. Şeyit Rıza’nın küçük oğlu Hüseyin, hava bombardımanından aldığı bir yarayı taşıyarak bedeninde, Elazığ’da yargılanmakta olan babasını ziyarete gitme gafletinde bulunur, çocukça bir saflıkla. “Ziyaretçi” oracıkta derdest edilip idam mahkumlarına dahil edilir. Seyit Rıza’nın infaz yetkililerinden son ve tek isteği oğlunu kendisinden sonra asmalarıdır. Ama infazcılar son isteğinin tersini yaparlar. Gözleri önünde ailesinden hayatta kalmış son çocuğunu da idam ederler kendisinden önce. Böylelikle, ölümünden sonra da tüm kavmini kaybedeceğini öngörmüş Seyit Rıza’nın yüzünde ki acının baremini test eder infazcılar kendilerince. İinfaza memur edilmişlerden biri olan İhsan Sabri Çağlayangil’in, “tüylerini diken diken eden” de bu pervasızlıktır biraz da:

  • “Findik Hafiz'in idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
    - Evlade Kerbelayime, Be - gunayime, Ayıbo, Zulumo, Cinayeto. (Evlad-i Kerbelayız, günahsızız, ayıptırr, zülümdür, cinayettir.) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaslı adam rap - rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. Kendi infazını yaptı.”
  • Seyit Rıza idam sehpasında “suçsuz ve günahsızız” diye haykırırken, Dersim gerçeğine de bir anlam vermiş oluyordu. Etnik varlıklarına, dillerine, kültürlerine, ayrıksı inançlarına hiçbir varolus şansı ve başka bir hal tarzı tanınmamış; “Koloni Valisi” yetkileriyle bölgeye atanmış Apdullah Alpdoğan’ların insafına ve keyfiyetine kalmış sahte bir yargılanmanın kurbanlarıdır Onlar gerçekte. Ne savunmanları vardı, ne de yasalar karşısında tutunabilecekleri hakları... İddianamelerini okuyan savcının, kararlarını veren mahkemenin dilini bilmiyorlardı. (Çağlıyangil’in Anıları’nda, yargılandığı mahkemenin dilini bilmezliğin, infaz kararının “İdam tune” olarak anlaşılması gibi, dalgası geçilen bir hikayesi de vardır.) 
  • Son Dersim isyanı, başkaldırısı, ayaklanması dedikleri de, aslında savunmaya dönük bir direniştir sadece. Yıllar süren hazırlıkla gelen organize, planlı bir imha hareketine karşı, Seyit Rıza ve bazı aşiret liderlerinin çoluk çocuğunu toplu imhadan kurtarma, can havliyle bir şeyler yapabilme çabasından başka bir şey değildir, idamlara gerekçe sayılan “İsyan”. Dönemin canlı tanıkları Dersim yaşlıların ezici çoğunluğu, bunu böyle bilir böyle anlatırlar. Bu kimlerince naif bir değerlendirme olarak görülse de, Dersimliler, olanca hareketli tarihlerine karşın, varlıklarını, ata toprağını korumanın ötesinde bir amaç taşımadılar. Özgürlüğüne ve bağımsızlığına tutkun bir halk olarak öne çıkıyorlardı ama, devlet ve devletleşme arzusunu bir başkaldırı düzeyinde ortaya koymadılar. Devlet, doğalarına, kültürlerine aykırıydı onların. Gelip geçen devletler karşında hep bir savunma çizgisinde kaldılar. Kendileri gibi yaşayan Aborijinler, Kızılderililer, ve diğer heterodox (ayrıksı) halklarının yazgılarını paylaşmaktan kurtulamadılar bu yüzden de. Örgütlü, kurumsal devlet saldırıları karşısında geleneksel doğaçlama olanaklarıyla tutunamazlardı elbette. 
  • Sadece Seyit Rıza seceresi izlendiğinde Dersim’in trajik yazgısına örnek sayılabilecek makus bir tarih gerçeği çıkar ortaya. Seyit’in büyük büyük dedesinden torununa uzanan seceresinde, eceliyle ölebilen tek kişi babası Seyit İbrahim’dir. Misafir çağrıldığı karakolda rehin alınıp, yıllarını zindanda geçiren oğul Sıx Hesen, sakatlanmış olarak salıverildiği 1937 yılında, 42 kişilik aile efradıyla topluca yok edilenler arasındadır. İş, Seyit Rıza ailesinin yok edilmesiyle kalmayacaktır.

     

    1937 yılında Anafatma Köprüsü’nde yakalanıp Elazığ’da yargılanıp asılanlar arasında yer alan Kureşan aşireti liderlerinden Uşênê Seidi’nin, Şêğank köylüleriyle vedalaşırken ettiği şu sözler, Seyit Rıza’nın uyarısına benzer bir kaygıyı ifade etmektedir:

    “Xatır ve sıma qomo! Ez zanen ke, yê ma lao, yê sıma ki qelfeo! Naynu ke teseliya xo mara gurete nafa ki cêrenê ‘ra sıma ser, mevazê ke ağlerê Dêrsımi ke eşti dare ma xeleşime.”

    (“Ahali, hepinize elveda! Biliyorum ki bizimkisi iptir, sizinkisi kafile!.. Onlar bizden kurtulduklarından emin olduklarında, kafile, kafile hepinizi yok etmeye dönecekler!”)

    Dersim yaşlılarının aktarımlarından kayda alınmış bu sözler keşke, boş birer kehanet olarak kalsaydı. Öngörülmüş olan ,olanca sınırsızlığıyla gerçekleşir ne yazık ki. Kırımdan geçirilenler, aşiret liderlerinin aileleri de olmayacaktır sadece. Darağaçlarından indirilenlerin bedenleri şimdi nerede yatıyor bilinmez ama, Dersimin her bir deresi, değirmeni, mağarası, kuytusu, her dağ ardının, üstüste yığılıp gaz yağlarıyla tutuşturulan toplu cesetlerin külleriyle örtülü olduğunu bilir, ölülerin altından sağ çıkanlar.

     

    Alê Qaymakami, Yemen Savaşı’na katılmış ve tüm tertibini çöllerde yitirip 15 yıl sonra yurduna dönebilmiş, savaş malulü, yaşlıca bir Dersimlidir. Çevre köylerden, mezralardan toplanan ahali, Rosto Değirmeni yakınındaki “Çhelengi” (Topalgil)in Tarlası’na, süngü zoruyla sürülmektedir kafile kafile. Bu hengamenin ortasında, dokunulmaz bir edayla, harman savurmaktadır Alê Qaymakami. Çok geçmeden bir gurup asker gelir, harmana kibriti çakar, onu da palas pandıras katarlar önlerine. Ve çok geçmeden urganlar, kalın sicimlerle birbirlerine bağlanmış, ağır makineliler önünde bekletilen kalabalığın arasında bulur kendini madalyalı savaş malulü!

    Alê Qaymakami, Türkçe’yi iyi bilmektedir. Bir biçimiyle sesini komutana ulaştırmayı başarır, bağlı bulunduğu kalabalığın arasında. “Bizi öldürmesine öldüreceksiniz komutan beg, der, bari izin ve,r bir adağım var gidip onu dağıtayım, öldüreceğiniz bu masum çocuklar adına!”   

    Komutan, bu beklenmedik çıkış karşısında itiraz edemez: “Buyur, git dağıt adağını, kime dağıtacaksan! Buradan gözüm üzerinde olacak!”

    Alê Qaymakami istediği izini alır. Evine doğru yürür. Ev damından kuyruk yağı yüklü bir siniyle açık yere çekilir. Ölümü bekleyen kafile, kafileyi çepeçevre sarmış askerler hep birlikte o yöne yüz çevirmiş kurban törenini izlemektedir.

    Alê Qaymakami’nin adağını adarken ettiği dua, yaşamış kırımının sınırsızlığını özetler niteliktedir:

    “Haqo, medağê tuyo ! Qulı butu qırr kerdê. Kês çinoke qırva boro ! Medağê tuyo ! Mı sarebırno, kutıke borê »

    (Ey Haq bu senin ölü yemeğindir ! Kul bırakılmadılar ki adağımı dağıtayım. Ey Haq bu kurban senin niyazındır. Kedine, köpeğine bırakıp gidiyorum! »)

     

    Hüseyin Çağlayan, Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz, Hawar Tornecengi, Munzur Cem, Metin Kahraman gibi pek insanın derlediği döneme dair tanıklıklar, buna benzer tüyler ürpertici detaylarla yüklüdür.

     

      YOLDA KALAN ELÇİ

     

    Son Büyük Kırım’ı dünyaya duyuracak bir tek elçileri vardı Dersimlilerin felaket yıllarında. Beş altı dil bilen ve Dersim aşiretleri arsında birliğe ve dayanışmaya son yıllarını hasretmiş Koçgiri aşiretlerinin önderi Alişer’di seçilmiş bu elçi. Dört dağ arasında yaşananları, yaşanacakları dış dünyaya duyurmasına, Dersim cemaati tarafından tayin edilmişti bu elçi. Kırım yıllarının en düşkün siması olarak anılan Rayber eliyle, Sovyetler Birliğine geçmek için yola çıkacağı günün öncesi kafası kesilir Alişer’in de. O gün bugündür elçi yollarda kalmış, yaşananlar gereğince anlatılamamış, lanetlenmesi gereken, tarihi bir haksızlık olarak kalmıştır geride “Hiriso Hest”!

  • Onbinlerin kırımı içinde bireylerin trajedisini kayıtsız geçiyor tarih. Yüklü utançtan, insanı insanlığından eden herzelerini saklı tutuyor karanlık yüzünde resmi tarihçiler. Ama ölülerin altından sağ kurtulan o çocuk ki, şimdi yaşlı bir dededir torunlarına korku masalları anlatmaya çekinceli olsa da, mırıldanır gerçeği, göğün yankısız boşluğuna:

     

    “Çemişgezek’e 14 Kilometre uzaklıkta, Aliboğazı’nın girişinde, üç köy ve mezralarından toplanmış çocuklar ve kadınlardan oluşan bin kişilik bir kafileyi Uskéx köyünde, bir koyun ağılına tepeleme doldurdular. Üzerine gazyağı dökülüp ateşe verilmiş boğayı ağıla saldılar. Hareket etmekte zorlanan kalabalığın ortasına dalan. boğa can havliyle ezip geçti önüne geleni, anneler kucaklarındaki bebekleri düşürdü ayak altına, o izdiham içinde ağılın çeperi patladı. Çeperden taşan, savrulan kalabalığın üzerine ağır makineliler kusmaya başladı. O kurşun yağmuru altında ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Tekini sağ bırakmadılar. Ölü yaralı kim varsa süngülerle deşip, biçip üst üste yığdılar. Ayaklarına dolanan sabi çocukları yığının üzerine süngü uçlarına takarak savurdular. Sonra da, gözlerimizin önünde gaz döküp ölü çocuklarımızdan, kadınlarımızdan yığını ateşe verdiler.”

    Bir kıyıda, elleri kolları birbirlerine urganlarla bağlı, kadın ve çocuklarının vahşice öldürülmelerine seyirci kılınmış ve sonra da kendileri de bir başka kafileyle birleştirilerek benzer bir kıyıma uğramış erkekler kafilesinden sağ kurtulabilmiş Uskéx köyünden Memede Rané’nin bu tanıklığı, boğaları, gem vurulmaz yabanıl hayvanları bile dehşete düşüren katliamcıların marifetlerinden birine işaret etmektedir sadece. Dizinin kenar sütunlarında Türkçe çevirisini okuyacağınız Seyit Rıza Torunu Cemila’nın yaşadıklarına benzer vahşet, ciltlere sığmaz yığınla anlatıdan biridir sadece.

    Kitlesel katliam ve öldürümlerin metotları, ve sivil savunmasız kurbanlara uygulanan ve yaşayanların ifade etmeye beis duyduğu türlü insanlık suçlarını merak edenler, Necip Fazıl KISAKÜREK’in « Son Devrin Din Mazlumları » (Büyük Doğu Yayınları) adlı kitabının Doğu Faciası” bölümüne göz atabilirler. Soykırımı izleyen yıllarda Diyarbakır’da yedek subay olarak görev almış Kısakürek, katliama katılmış uzatmalı devre arkadaşlarının anlatımlarından yola çıkarak, 50 000 rakamından söz eder. Müslüman bir halka uygulanan yüzyılın tüyler ürpertici mezalimine, akılmaz insanlık suçlarına dikkat çeker. Yığınsal kırımın siyasal, askeri kurmayları ve icracı erki, dünyalarını değiştirdikleri güne değin, insanlık sucu yüklü mazileriyle yüzleşmeye çekinmiş, suskunluklarını sürdüre gelmişlerdir. 1937-38 yıllarının Dersim’inden şağ çıkanlarsa, uzun yılar sürecek ölüm sessizliği ve sürgün tecridi içinde, akıp giden Munzur’un sularına yazdılar, İn ve Halbori kayalıklarının derinliğinde yankısı kaybolan binlerin çığlığını. Ünlü Laç Deresi, adıyla, ona uzak yakın duran herkese hatırlattığı bir şey vardır yine de. 

     

    1938 yılının sonuna değin sürecek ve giderek bir soykırıma dönüşecek bu yığınsal kıyım hareketinde, kimi kaynaklara göre yüz bine varan çocuk, genç yaşlı hayatını kaybeder. Bahtiyarlar, Demenanlar, Haydaranlar gibi dağlarına çoluk çocuğuyla çekilmiş silahlı bir kaç aşiretin kıyımıysa sonraki yıllara yayılmış olarak sürer. 1943 yılına kadar, dağlarda ele geçirilmiş Dersimlilerin kellelerine, 25 kuruş değer biçilerek askeri garnizonlara taşınması, 38 kırımının devamı olarak sürer.

    Hep yarım bırakılmış sayılan Dersim Seferi, bu kez nihaiyi başarısına taşınmış ve böylelikle yüzyılların öcü alınmış olur! Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden çok kısa bir süre önce, 1 Kasım 1938’de meclisin beşinci dönem açılış konuşmasında, Dersim zaferini ilan eder!

     “Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’deki toplu haydutluk olayları, belli bir program içindeki çalışmalar sonucu, kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”

    Gelibolu Savaşlarının gediklileri, Mareşal Fevzi Çakmak, Korgeneral Abdullah Alpdoğan, İsmet İnönü, ve Mustafa Kemal’lerin maharetli kurmaylığı söz konusudur, elbette sözü edilen bu tarihsel zaferde. Evet, bu bir zaferdir, Dersim’den ganimet yükünü alıp Üsküdar’a konaklayanlar için! Ölülerin koynundan çalınmış altınlarla Ardahan’dan Karaköy’e iş hanları kurarak ortaya çıkan “Dersim Zenginleri”ni iyi tanırlar rahmet olası kuranın tertipleri.

    Dersim’de namı yürümüş haydutluklar konusu tarihsel ve sosyolojik açıdan incelenmeye değer bir konudur sahiden de. Ne ki, yüzyıllarca dört dağ arasında tecrit içinde yaşamak zorunda bırakılmış; daracık bir coğrafyada kendi üzerine çoğalmış, Anadolu’nun dara düşen tüm mazlumlarına kapılarını aralık tutmuş; tuz ekmek hakkı, kirvelik, mısayıplık diyerek ötekini kendine kavim kardeş bilmiş ayrıksı bir halkın, anne karnından süngülerle gün yüzüne çıkarılan ölü bebeklerine sorulsun isterdik önce: “haydutluk” dedikleri nedir, diye?!. 

    Haydutlukları resmi tarihçe tescillenmiş Dersimliler, topraklarına sığınmış 36 000 Ermeni’yi, Askeri üniformalarından soyunmuş İttihatçıların, Simko’nun aşiret erleri ve Topal Osman çetecilerinin tuttuğu ölüm koridorlarından geçirmediler. Derviş Toprağı dedikleri diyarlarına sığınmış hiçbir mazlumu onlara vaadedilmiş altınlara, ödüllere değişmediler. Böyleyken, Dersim’de taş üstünde taş bırakılmayan o büyük “tertele” günlerinde, insan kanı Munzur’un berrak sularını bulandırırken, buna paralel zamanda, yüzbinlerce büyük ve küçükbaş hayvanın ve ganimet yüklü katır kervanların, yük araçlarının Carsançak ve Pertek üzerinden nerelere taşındığını iyi biliyor olmalı Haydutluklar Tarihi’ni yazanlar.  

     

     

    TOPLAMA KAMPI YA DA BLOK HAVUZLAR

     

    Hiçbir moral çekince, hukuk, toplumsal kural, uluslararası caydırıcılık ve yaptırım korkusu taşımaksızın; silahsızlandırılmış Dersim’de, sivil savunmasız halk, yığınsal kıyımdan geçirilirken, savaş urbalarını kuşanmış Müttefik Almanya, toplama kampı inşaatlarıyla meşgul; fırınlara ateş taşıyor, yüzyılın yüzkarası sayılacak yığınsal ölüm endüstrisinin çarklarını montaj ediyordu! Hitler, toplama kampları projesinde kimi öncül modeli aldı bilmiyoruz ama, Dersimin “imhası ve ıslahı” seferinde askerlerin kılavuz aldığı kaynaklarda yer alan, “Dersim evvela Koloni gibi nazarı itibara alınması” ve “icap eden yerlerde Blok Havuzlar yapılması” (Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu, Kaynak Yayınları, s. 185) önerisi, ve buna karşılık gelen uygulamalar ibretlik benzerlikler taşıyordu Nazilerle. Sözü edilen bu “Blok Havuzlar”dan biri Beyaz Dağ’ın arka yüzünde Hopik (Havuz) denilen bir bölgedir. Yöre insanının hala aynı adla andığı Hopik’te, Xeçê, Zımek, Qerneğe, Zarguvut, Sırzê ve diğer çevre köy ve mezralardan toplanmış sivil savunmasız insanların kemikleri yığılıdır. Toplu öldürümlerin histerik gösterilere dönüşmesi, akıl almaz işkenceler, türlü deneyler Nazilerdeki gibi “bilimsel” (!) amaçlar taşımıyordu ama, vahşetin dayandırılabileceği sınırlar test edildi Dersim’de. Dönemin tanıklarının sözlü anlatımlarından derlenmiş kaynaklara bakılırsa, İzmir ve dolaylarındaki hapishanelere taşınmış Üç Bin tutsaktan, savaş sonrası yıllarda, geriye dönebilenler bir elin parmaklarını geçmemektedir. ikinci Büyük Savaşın hengamesine denk gelen yıllar içinde zindanlarda kaybolup giden binlerce Dersimlinin akıbeti, “Tertele Tarihi” içinde meçhule karışan detaylardan biridir. Dersimlilerin zindanlarda yaşadıklarından çok az tanıklıklar kaldı geriye. Dünyanın oluk oluk kan kaybettiği o yıllarda Dersimli tutsakların kanları şişelenir, posaları istiflenir oradan sağ çıkabilmiş üç beş canlı tanığın anlatımlarına bakılırsa. (Bu konuda, Kırmanci dilinde derlenmiş kaynaklarından biri, Dr. Hüseyin Çağlayan’ın, 38 ra Jü Pelge (Trtele Drsimi) adlı, Vejirayisi Tiji Yayınları arasında çıkan kitabıdır.) Cezaevlerinden sağ çıkabilen söz konusu o bir kaç kişi de, salıverildiklerinden kısa bir süre sonra hayatlarını kaybederler. Onların anlattıkları, yakınlarının belleğinde yer ederek gelir bugünlere.

    Nazi uygulamalarıyla daha başka benzerlik kurmayalım istiyoruz da, akla katliam artığı Dersimlilerin yaşadığı sürgün öyküleri geliyor bu kez de. Kendisi de çocuk yaşta ailesiyle Dersim sürgün kafileleri içinde yer almış olan Şair Cemal Süreya’nın ana başlık altına aldığımız şiirini sonuça bağlamanın yeridir burası. Bu şiirin imge örgüsüne gizlenen gerçeklik, kıyım sonrası yılların uzayıp giden trajedisine işaret etmektedir. Kamyonlara, vagonlara tıka basa doldurulan; uzun, çileli yolculuklardan geçirilip, hayatta kalmış aile bireylerinin her birini ayrı bir bucağa savuran zorunlu göçün; saçı – başı kazınmış kadını erkeğiyle, onları yabancılayan bir tecrit çemberi içinde “iskanın” acımasız gerçeğidir “tarihöncesi köpekleri ayaklandıran” .

    1937- 38 yıllarında katliama paralel yürürlüğe konan Sürgün, sonraki on yıl boyunca devam eder. 1948 yılına kadar köylerine inemeden dağlarda mahsur kalan Demenan ve Haydaran aşiretlerinden zaman içinde teslim alınanlar, sürgün kafilerine en son eklenenler arasındadır. Sürgün, iç Dersim’le de sınırlı kalmaz, Erzincan’ın ova köylerinden Koçgiri’ye; uzak yakın tüm Dersim aşiretlerine uzanır. Ölüm sessizliği içinde bırakılan merkez dolayındaki pek çok yerleşim alanı, “Yasak Bölge” ilan edilerek, yıllar yılı bölge insanına kapalı tutulur.

     

    1950 yılların başında çıkarılan affın sonrasındadır ki, soykırım artığı sürgünler, topraklarına dönebilmeye hak kazanır. Böyleyken, sürgünlerin pek çoğu yerleştirildikleri yerlerde aidiyetlerini gizleyerek zamanın sisleri arasında dağılıp kaybolurlar.

    FİNAL ANEKDOTU

    Yıllar yılı ‘unitaire’ ulus - devlet yaratma adına, kıyımdan katliama koşanlar, bu ceberut tarihi hep öteleyerek, gizleyerek, külleyerek, inkar gelerek, tabularına dokunulmaz bir düzen tuttular. Bünyesindeki tüm farklı renkleri, kültürleri, dilleri, otantik değerleri ve özgün aidiyetleriyle ortak bir anayasal güvenceyi öngören; ve birliğini oluşturan tüm halklar arasında eşit ve adil dengeler gözetmeyi oluşumuna prensip sayan Avrupa Birliği’ne, aday üyeliğin zorlandığı şu yıllarda bile, yerleşik ulusal ayrıcalıkların kurbanı sayılıyor, bin kırımdan geçip gelmiş Anadolu’nun kadim kavimleri. O büyük yığınsal kıyım ve ölümcün tehdidin sonrasındadır ki, Dersim yaşadıklarıyla kalmadı, harabeler içinde bırakılan köyleri bin yıllık adlarından soyunduruldu; o büyük yangın ve yağmayı izleyen asimilasyon seferberliği içinde, özgün tarihinin tüm şeceresini; dilini ve kimliğini yitirmekle yüz yüze geldi.

    20. Yüzyılın ilk yarısına yayılan büyük katliamlar tarihi içinde çığlığı yankısız kalan bir yerde duruyor Dersim hâlâ. Tabular ve resmi tarihin yasak duvarlarına çarparak döne dursun çığlık, beri yana dönüp son bir soru:

    Yüceltilen, kutsanan resmi tarihlerin dokunulmazlığında, sözlü, rivayetler tarihlerine tutuna gelenlerin ya hiç mi payı yok!?.. 

     

     

    KAYNAKÇA:

     

    Dr. Hüşeyin Çağlayan, 38 ra Jü Pelge (Tertel Drsimi), Vjirayisi Tiji, 2003, Estemol

    M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Drsim, Doz yayın 1997, Dilan Yay. 1992, İst

    Dersim, Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu no : 35058, Kaynak Yayınları, 1998, İst.

    Kalman, M., Belge ve tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yay., 1995. İst.

    Erdal Gezik, Alevi Kürtler, Kalan Yayınları, Nisan 2004, Ank.

    Osmanli belgeleri'nde Dersim tarihi : Osmanlıca-Türkçe 50 orijinal belge / Osmanlıca'dan çeviri Ahmet Hezarfen ; yayına hazırlayan Cemal Sener, Etik, 2003 İst.

    Kemal Bilbaşar, Memo, Tekin Yayınevi, İstanbul 1969, 5. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003

    İhsan Sabri Caglayangil'in anıları, Aktaran kaynak. M. Ali Brand, Apo ve PKK, 1992, Milliyet Yayinlari, s. 56-60

    Faik Bulut: Belgelerle Dersim Raporları, Yön, 1991. İst

    İsmail Beşikçi: Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Ankara: Yurt, 1992 (1990). Ank.

    Kahraman Aytaç, Halk Anlatışlarına Göre Dersim, Kalan Yayınları, 2002, Ank.

    Suat Akgül: Yakin Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler, Boğaziçi Yayınları, 1992. Ist.

    Nasit Hakkı Ulug, Derebeyi ve Dersim, Ankara: Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1931

    Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz, Hawar Tornecengi gibi araştırmacıların derlediği Dersim yaşlılarıyla yapılmış; yayımlanmamış röportajlar.,

    Yaşlılarla kişisel dinlemelerimden kayda aldığım notlar,

  • EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
    Yorum yaz!

    2009-06-21 00:28:50 - DERSİM

    Yazan: DERSİM TARİHİ
    Dersİmlİlerİn Tarİhİ, Yaşadığı Coğrafya, Dİlİ Ve Kİmlİğİ 26.12.2007

    DERSİM ADININ ANLAMI:

    Dersim, Gileki (Dimilik) "der" (kapı), "sim" (gümüş), Zazaca da (Dersimce ) ise, "Deyr-sim" sözcüklerinden oluşan bir isim tamlamasıdır.

    Türkçeye "gümüş kapı" olarak çevirebiliriz. MÖ 4.yüzyıldan önce Yunan tarihçi ve coğrafyacıların Dersim yöresine "DARANIS" adını verdikleri ve Anadolu'ya ilişkin en eski adların başında "Dariaini"ni geldiği belirtilmektedir.

    Tarihçi Ptolemy'min Dersimi "Daranalis" olarak kaydet etmesi M.Ö. 519 yılında Pers Kralı Dara'nın (Darius) Kral olmasından itibaren başlamaktadır. Munzur Dağlarını içine alan geniş bir alanı kapsayan "Daranalis" adının yüzyıllarca kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzde Erzincan'a baglı Tercan ilçesini kapsayan alana "Deryene" (Derksen) adınını verildigi Strabon'un "Cografya" adlı eserinde ve başka kaynaklarda da rastlanılmaktadır.

    Dersim adının kökeni, Hazar Denizi'nin güneyindeki Deylem bölgesinde yaşantılarını sürdüren Deylemlilere kadar uzanmaktadır. Deylemliler (Gilanikliler-Gilanlılar) Pers öncesi halklarından olup, 4. yüzyılda Deylemista adıyla anılan yurtlarını, sürekli olarak Arap, Fars ve Türk ordularına karşı korudular.
    Deylemliler’in yurtlarını koruma çabası 1256 yılında Moğol işgaline kadar sürdü. Moğollardan kaçarak batıya göç eden bir kısım Deylemliler'in bugünkü Dersime yerleştikleri sanılmaktadır.

    İste yurtlarını terk edip, Anadolu'ya doğru göç eden Deylem aşiretlerinin bu bölgede yerleşmesiyle ve bölgeye kendi adlarını egemen kıldıkları sanılmaktadır. MÖ 542 yılında Pars kralı Dara (Darius)'un Bisitun yazıtında da yukarı Fırat ve Dicle Havzası "Zazana" olarak adlandırılmaktadır. M. Ö. 526–486 yılları arasında hükümdarlık yapmış olan Dara (Dariyus) zamanında, Babile yakın olan “Zazana“dan söz edilir. Zaza adına, milattan binlerce yıl öncesine ait başka bazı kaynaklarda da rastlanmaktadır. M.Ö. 3000`li yıllara ait olduğu tespit edilen ve aşağı Mezopotamya`daki Mari`de bulunmuş olan Sümer tapınaklarından birinin adı Ninni-Zaza (Nini Zaza)dır

    Yunan tarihçi ve coğrafyacılarının Dersim bölgesine "Daranis" adını verdikleri gibi, Dara'nın "Bisütün Kitabelerin de bu bölgeyi (havaliyi) tanımlayan "Zuzu" tabirinin de Dersim yöresinde konuşulan "Zaza" sözcüğünden geldiği muhtemeldir. Cumhuriyet döneminden önce 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi yazışmalarında yoğun olarak "Dersim" adı sıkça kullanılmıştır. (Bkz. Ali Kaya, Tunceli (Dersim) Kültürü, Can Yayınları, Sayfa 11–12, 2001 İstanbul )



    DERSİMLİLER’İN ÖZET TARİHİ

    Dersim tarihi köklü bir tarihtir. MÖ 5000 yıllarında Dersim yöresinde Asur belgelerinde Dersim halkının “Muşki” adlı “Aryalar” olduğu belirtilmektedir. Daha sonraki dönemlerde “Karduk” adını alan bu kavim, Hitit Krallığı’nın kurulmasından sonra, batıdan gelen diğer Hitit boylarına karıştılar. Bu dönemde Hititlere; Şuhana, İşhuru, Alshi halkları komşulardı.

    M.Ö. 4000’lerde Sümerlerin, Mö 2370–2330 yıllarında ise Dersim, Akadlar Devleti ‘nin bir ili olarak gösterilmektedir.

    M.Ö. IV. ve III. bin yıllarındaki yazılı belgelere göre, Mö 2200 yıllarında Doğu Anadolu’da Subarular (Sabarrular) yaşamaktaydılar. Subarrular’ın Hurrilerle aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk işleyen kavim oldukları, işlenen madenleride Mezopotamya’ya ihraç ettikleri bilinmektedir.

    M.Ö. 2200’de Dersim ve çevresi Hurri krallığının egemenliğindeydi. Mö 2000’de “İşuva” diye anılan bugünkü Tunceli-Elazığ bölgesinin halkı olan Subarrular. Hurri diye anılmaya başladılar. M.Ö. 2000 yılında Kuzey Doğu Anadolu, Hurrilerin egemenliğinde bulunuyordu. .M.Ö 1500 yıllarında Hurriler Orta Doğu’nun en güçlü devleti idi. MÖ.16.-15.ve14.Yüzyıllarında bölge Mitaniler’in egemenliğine girdi. Mitaniler(Mitani halkı Hurriler’den oluşuyordu) Dersim yöresinde Asurlar’dan da önce bir süre egemenlik kurdular.(MÖ 1252)

    Asur Kralı Tukulti (M.Ö. 1242–1206) Hurriler’e ait Alzi, Amadunu (Diyarbakır) Purulumzi bölgelerini ülke topraklarına kattılar. Asurlar XIII. yy’dan IX. yüzyıl sonlarına kadar Alzi, Şupa, Huzana (Hozat) Tesmişki (Çemişgezek), Melilia (Malatya), Oumaha (Adıyaman), Hapla (Adıyaman-Gölbaşı), Işhuva ve Suhme ülkelerine seferler düzenlediler. Huri Devleti de M.ö. XII. yüzyılda Hititler tarafından ortadan kaldırıldı.

    Hitit Kralı Suppuliluila Mas ve oğlu Marsilis (Mö 1347–1320) yazıtlarında komşu Alzi, Suhwa, Ishuva ve Alshi halklarıyla yaptığı savaşlardan söz eder. Bu halklar Ermenilerden önce bölgeye gelmiş, bölgenin ilk halklarıydı. Mö 1335 yılında Dersim yöresi ile bütünleşen Azzi-Hayaşa ülkesini Hatti Kralı II. Mürşili bir seferle kendisine bağladı. Dersim olarak adlandırılan İşuwa yöresinde “Müşkiler” yaşıyordu. Erken Demir Çağı’nda yöreye nereden geldikleri kesin olmayan Müşkiler’in, Dersim yöresini iskân ettiği bir alan olarak görülmektedir.

    MÖ 1167’de Trakya-Frigya kabileleri, Yukarı Fırat’ı geçtikten sonra Murat Suyu Vadisi’ne yerleştiler. Burada bulunan Alzi ve Purulumziler’in ülkelerini işgal ettiler. Dersim, MÖ IX. yüzyılda Müşkiler’in, IX. yüzyılın sonlarında ise, Dersim bölgesi Asurlular’ın yağma seferlerine maruz kalır. IX. yüzyıldan itibaren Dersim çevresi, Asur ve Urartular arasında çekişme konusu olur. Urartu Kralı Minua; VIII yüzyılın başlarında Alzi ülkesini, ele geçirerek kendi eyalet sistemi içine kattı (810–785/780).

    Urartu Devleti, M.Ö.900 yıllarında başşehri Van (Tuşba) olmak üzere Anadolu’nun doğusunda Hurri soylarının küçük prenslikleriyle bir birlik oluşturulması sonucu kurulmuştu. En parlak döneminde devletin sınırlarını Hazar Denizinden, batıda Malatya, kuzeyde Dersim, Erzincan ve Erzurum’a, güneyde Halep’e kadar uzanmıştır.

    MÖ. VIII. yüzyılda Dersim yöresi Urartuların egemenliği altına girdi. Dersim’de Mazgirt Kalesi, Rabat Kalesi ve Mazgirt Kale Köyü Urartu döneminde yapılan eserlerdir (MÖ.880/859).

    Urartular (MÖ. 900–612) Urartu halkı MÖ II. yüzyıldan kalma Hurrice’ye yakın bir dil konuşurlardı.

    .

    MÖ 715 yılında Med aşiretlerinin önderlerinden Dayarikko Keyeksa, tüm Med aşiretlerini (Med, Guti, Gui, Kusi, Lolu, Mamai, Kardus, Haldi ve Kardu) bir araya getirerek bugünkü İran şehri Hamedan’da, Medleri bir devlet çatısı altında birleştirdi.

    MÖ 600 yıllarında Anadoluya saldıran Medler, Urartu Devleti’ne son verdiler. Böylece Urartuların yerine bölgeye Medler egemen oldular. Daha sonra Medler M.Ö. 7. yüzyılda İşuva’yı, 560 yıllarında ise Doğu Dersim yöresini ele geçirdiler. Böylece Dersim bölgesi Med Devleti’nin egemenliğine girdi (561).

    MÖ VII. yy.da Der sim’de Med egemenliği kurulmasına rağmen yerleşik bir düzen oluşturulmadı. Anadolu’ya sefer yapan Persler, Dersim yöresini fethederler (MÖ 550).

    Persler döneminde “Medya Sınır Satraplığı” içinde yer alan Dersim’ in yerel halkı ise; Haldiler, Kalıbler, Massinekler ve Akilisenler’den oluşmaktaydı. Pers sınırları içinde yer alan 13. Satraplık olan Akilisene, Dersim’in de içinde bulunduğu Armenia satraplığının sınırları Ağrı Dağından, Fırat ırmağının kıyısına doğru uzanan bölgeyi kapsıyordu.

    Herodot’un 13. satraplık olarak belirlediği Dersim’in içinde bulunduğu satraplığın o zamanki valisi Ortataş, Akilisene yöresini de kapsayan alanda valilik yaptığını belirtmektedir.

    MÖ 334 yılında Büyük İskender; Biga Çayı yakınında yaptığı İsos Savaşında (daha önce de Gawgamala Kerbelâ yakınlarında) Persler’i ağır yenilgilere uğrattıktan sonra Makedonyalı İskender, tüm Anadolu’yu Makedonyalı topraklarına kattı. Pers soylularından Ariorates ise Dersim’i kapsayan topraklarda Makedonya Krallığını kurdu. (M.Ö.332)

    Bu dönemde Orontidler -Geli (Gil,- Gilani) Orontid Hanedanlığı olarak bilinen Akamenler, İskender’in Makedonları tarafından yıkıldı (M.Ö 401–200).

    MÖ 301’de Kapadokya Krallığı kuruldu. Ancak Makedonyalı önder askerler, isyan bölgesine de katliam yaparak isyan bastırılır(M.Ö.322). İskender’in ölümünden sonra Akilisede ayaklanma çıkar, bunun üzerine, Perdikkas ayaklanma bölgesi olan Akilisene gelir, Dersim’deki (Akilise) çıkan ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılır.(M.Ö.322).Bölgede tekrar egemenlik sağlanılır, Böylece dönemde Dersim bölgesi, Makedonya egemenliğine girdi. MÖ 230 yılında ise Dersim bölgesi, Kapadokya’ya dâhil edilir.

    MÖ 180’lerde Kapadokya Krallığı, Pontos-Ararks işbirliğinin çökertilmesinden sonra, etkinliği azalan Pontos Devleti, son kralları Mitridates, Evpatur’un Roma komutanlarına yenilmesiyle Dersim Roma egemenliğine girdi.

    Mö 140 yılında ise Part Krallarından Mitridatis, Dersim bölgesini egemenliği altına aldı. Part (Araks) Krallığı, Selekidler arsında yapılan savaştan sonra, Part Krallığı, ülke topraklarını Perslerle paylaştılar. Bölge prensliklerden biri Artarsasd’in oğlu Tigran (Dirkan) yönetimine geçti. Tigran, daha sonra Sophane (Dersim-Elazığ) krallığının topraklarını alması üzerine, Dersim bölgesi Tigran’ın egemenliği altına girdi. Mö 70’lerde ise, Dersim bölge yönetimi Arasklar ve Arsaklar arasında el değiştirdi.

    M Ö 69–66 yıllarında Romalılar Lukullus Komutasındaki bir orduyu Tigran’ın üzerine gönderdiler. Lukullus Malatya (Melitene) Sophane (Dersim-Elazığ) yörelerini yağmaladı. Tigran, Van’a kaçtı. Mö.55 yılında Doğu Anadolu’ya giren Partlar, Dersim’de bir süre etkinlik sağladılar. Bunun üzerine Romalılarla, Partlar arsında yapılan anlaşmaya göre bölge Kapadokya eyaletine bağlanır.

    Romalılar Mö I. yüzyıldan itibaren Partlar’ın Dersim bölgesi üzerine sürekli seferler düzenlendi. Partlar’ın (Arsaklar) direnişi uzun yıllar sürdü. Part Kralı Mitridates, Ermeni (Arask) Kralı ve damadı Tigran Romalılara karşı savaştı. Bu dönem de Dersim bazen Arsaklar’ın, bazen de Arasklar’ın egemenliği sınırları içinde kalır (M.S.53/54–428).

    Partlar’Arsaklılar (Arşakuniler) Sasaniler’in hâkimiyetine (M.S. 450/451–651) girdi. Partlar, Romalılarla yaptıkları savaşlarla, iç karışıklarla ve çıkan ayaklanmalarla zayıf düşünce, Sasaniler’den Babek’in oğlu Erdeşir, Sasani İmparatorluğunu kurdu (224).

    395’ten sonra Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun egemenliği altına giren Dersim “Roma Mezopotamya sı” denilen “Therma” içerisinde iken, İran-Sasani ve Bizans orduları arasındaki etkinlik savaşlarına sahne oldu



    Grek ve Roma tarihçilerine göre, , Sasaniler, Roma ve Bizanslılarla savaştılar. Daha sonra Sasaniler ile Bizanslılar arasında kalıcı bir barış yapılır. Barış antlaşmasına göre, Dersim-Elazığ yöresi, Sasani İmparatorluğu sınırları içinde kalır (506).Sasani Hükümdarlarından I. Kubart (Kavaz), Dersim yöresini imparatorluğunun sınırları içerisine aldığı söylenirse de, bölgenin dağlık olması, nedeniyle egemenliği her zaman olduğu gibi şaibeli kalır.

    .

    Sasanii hükümdarı III. Yezcerd zamanında Arap orduları Sasaniler’e saldırdılar (642).III. Yezdcerd yenilgiye uğradı. İran toprakları Arap ordularının eline geçti (651).

    642 yılında Halife Ömer zamanında Müslüman Arap Orduları, Sasani Şahı olan III. Yezdigirt’i Nihavend Savaşında yenilgiye uğratması sonucunda, Müslüman Araplar, Sasani Devleti’nin siyasi varlığına son verdiler (642-651).

    651 yılında Arap Habib b. Meslene tarafından doğu Anadolu bölgesinde fetihlere girişilir. Bizans İmparatoru Konstantin durumu kendi lehine çevirmek için Dersim; Erzincan ve Erzurum yöresine sefer düzenler, olumlu sonuçla döner.

    653 yılında Habib Mesleme, Ermeni valilerin desteğiyle Dersim’de denetimi sağlarsa da, Dersim bu dönemde Bizans-Arap güçleri arasında sürekli el değiştirir (686).

    700 yılında Müslüman Arap Ordusu Abdullah b. Abdülmelik komutasında bir sefer düzenlenir, savaş sonrasında Erzurum, Erzincan, Dersim bölgesi Arap egemenliğine girer.

    772 yılında Abbasi yönetimine karşı Dersim yöresinde genel bir ayaklanma olur. (Ayaklanma içinde Ardzruni, Bağratlı ve Mamikon Ermeni kökenli boyları vardır. Dersim merkezinde başlayan bu ayaklanma, genişleyerek isyan dalgası Erzurum’u kuşatma altına alır. Amir b. İsmail El Harisi komutasındaki Arap ordusu, Ermeniler’i Erzurum-Erciş yakınlarında yenilgiye uğratır. Abbasi halifelerinden Muhammed Mehd ve Halife Mutez döneminde de bölgede isyanlar çıkar. Bu dönemde, İslam Arap kuvvetleri bölgede etkinlik kurmaya çalışmışlarsa da, Bzans İmparatoru Theoophilo 837 yılında Dersim yöresini yağma eder. Hozat yakınındaki CMU (CMNU) Palin ve Maskert (Mazgirt ile Akkilisene) yöresine işgal etti. Hozat’ı da tahrip eder. Bizans’ın baskıcı yönetimine karşı halk ayaklanır. 837 yılında Dersim yöresi Bizanslı Jones Karkuas ile Müslüman Hamdaniler’den Seyfüdlarının kuvvetleri Harput yakınlarında savaşa tutuşurlar. Karkaus yenilgiye uğrar. Bu savaşta askerlerin çoğu Dersim ve Elazığ’ın yerel halkından oluşuyordu. Bizans Ordu Komutanlığına ise kardeşi Leon Phokas getirilir. Böylece Bizans İmparatorluğunun bölgedeki yönetimi Dersimliler’in eline geçti.(Jonnes Tsimiskes Çemişkezek’iydi).

    852 yılında Arap Halifesi Mütevekkil, kumandan Puğa’yı binlerce kişilik bir ordu ile Ermenistan’a gönderdi. Puğa, Sason’a girip Hutlulardan oluşan dağ nüfusundan 30 bin kişiyi katletti. Bu dönemde Dersim, Müslüman Araplar ve Bizanslılar arasında el değiştirmesine rağmen, Dersim bölgesi Müslüman Arapların etkisi altına girer.

    IX. yüzyılda ise, Mezopotamya içinde yer alan Dersim, Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girdi.

    Bu dönemde, Türker’in yerli ittifakları olan Şadililer ve Mervan Kürtleri, Bizans’a karşı sert darbeler indiriyorlardı. Bu sırada Dersim’in Mazgirt yakınlarındaki Bağın’da Bizans’a karşı ayaklanma haberi imparator Manüel’e ulaşır. (1051–1052). Bunun üzerine, Bağın yöresine Beros komutasında bir ordu gönderilir. Beros, Bağın’da eşine az rastlanan yağmalar ve zulümler yapar. 1055’te Beros’un yerine bu defa Melissene geçer. Bizans İmparatoru Thedoras Bağın yöresinin yönetimini ve Ermeni Perslerinin savunma görevini Melissene’ye verdi (1055). Dersim ne çevresi Melissene’nin yönetimine girer. Dersim ve çevresi, Roma ve Bizans dönemlerinde de tam olarak denetim sağlanamadı. MalazgirtSavaşındansonra, Mengücekoğuları, Erzincan, Gümüşhane, Giresun, Divriği ve Dersim yöresinde egemen oldular.(1071)Anadolu Selcuklu Beylikler döneminde Dersimde karşılıklı çatışmalar devam etti.



    Büyük Selçuklu döneminde ise, Selçuklu hükümdarı Melikşah, Dersim aşiretlerinden bazılarını (Baba, Mansur ve Kureyşan aşiretleri gibi) Kavrud’a karşı gösterdikleri başarıdan ötürü, Selçuklu Sultanı Melikşah bu aşiretleri, Dersim yöresini iskân ettirmiştir (1185).Ma

    Ağustos 1226 yılında Anadolu Selçukluları Çemişgezek’i ele geçirdiler(1071–1275).1228,Anadolu Selçukluları, Mengücekoğulları topraklarını fetheder ve Dersim yöresi Anadolu Selçukluların egemenline girer. (1231–1237).

    Anadolu Selçukluların, Büyük Selçuklulara yenilmesinden sonra, uzun süre beylikler arasındaki etkinlik savaşlarında el değiştiren Dersim, 1243’te kısmen Moğol egemenliğine,13. yüzyıl sonlarından ve 14. yüzyıl ortalarına kadar Dersim, Elazığ-Malatya, Maraş, Erzincan gibi yerlerde Moğol egemenliği kuruldu.

    Merkezi Erzincan’da bulunan Eretna Beyliği (1335) bu dönemde Moğolların varsalı durumundaydı. Osmanlı topraklarına giren Timur, Dersim yöresini, kısmen de şehrini kuşattı. Kuzey Dersim’in hâkimi durumunda olan Muttahharten de Timur’a itaat eder. Bu dönemde Güney Dersim yöresi ise Şeyh Hasan Beyliğinin egemenliği altına girdi.

    Dersim bölgesi, Timur’un Doğu Anadolu egemenliği yıllarında Karakoyunlular Erzurum, Sivas, Erzincan ve Dersim dolaylarına yerleştiler(1365–1469). Karakoyunluların, Ak koyunlular tarafından yıkılmasından sonra da, Ak koyunlar XV. yüzyılın ilk yarısında Dersim yöresini egemenliği altına alarak, Çemişgezek Emir Şeyh Hasan yönetimine son verdiler (1350–1502).

    Ankara Savaşı’ndan(1402) sonra uzun süren Dersim’deki etkinlik savaşlarında taraf olmayan Osmanlılar, 12 Ağustos 1453 Otlukbeli savaşıyla birlikte yöreyi ele geçirmeye çalıştılar. Ancak Dersim yöresinde üstlenen Sefavi Hükümdarı Şah İsmail’in ordusu ile Der sim’in hâkimi durumunda olan Hacı Rüstem güçleri Osmanlı egemenliğini sarstılar. Osmanlı, Sefaviler arasında 23 Ağustos 1514 günü yapılan Çaldıran Savaşı Osmanlıların galibiyetiyle sonuçlanınca Dersim yöresindeki Osmanlı etkinliği kısmen sağlanılır.

    Dersim bölgesinin coğrafi, sosyal ve ekonomik yapısı nedeniyle, Osmanlı egemenliğine tamamen girmedi. Dersim ile Osmanlı merkez yönetimi arasında bağlar sağlanmasına rağmen, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Dersim Muhtariyet olarak kaldı.

    Tanzimat döneminde ise Dersim komutanlığı Şah Hüseyin adlı bir Dersimli’nin egemenliğine girdi.

    1847 yılında Dersim sancağının Erzurum eyaletine verilmesinden sonra, 1859 yılında yapılan değişiklikle Harput eyaletine,1867’de Dersim Sancağı Erzurum vilayetine bağlandı.

    1859’da Dersim vilayet yapıldı. 1886 yılında ise sancak haline getirilerek Elazığ’a bağlandı. 1890 yılı devlet salnamesinin kayıtlarında şöyle anlatılır. Mamuret ül Aziz vilayetine bağlı bir sancak olan Dersim’in merkezi Hozat olup, Ovacık, Çemişkezek, Çarşancak, Mazgirt, Kuzucan (Pülümür), Kızıl kilise (Nazmiye) ve Pah kazalarından oluşmaktaydı. 1892 yılında Dersim Erzurum vilayetinin Erzincan sancağına bağlıydı. 1916 ve 1918 yılında da herhangi bir yönetsel değişikliğe uğramadı. Cumhuriyet döneminde de değişmeler sürmüştür. Cumhuriyet’ten sonra il yapılan Dersim, 1923’te ilçe yapılarak Elazığ’a bağlandı. 1936 yılında tekrar il yapıldı ve 2884 sayılı özel kanunla Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi. (Bkz. Ali Kaya; Tunceli (Dersim)Kültürü, Sayfa 11–12, 2001 Can Yayınları, İstanbul. Ali Kaya; Dersimde Kökler, Sayfa 55–71,Ocak 2006,Can

    Yayınları. İstanbul).





    ZAZALAR’IN YAŞADIĞI BÖLGELER

    Türkiye genelinde Zazalar’ın nüfusu tahminen 5–6 milyondur. Zaza dilini konuşan halk günümüzde genellikle Dersim, Fırat'ın iki kolu, kuzeyde Erzincan ili, güneyde Murat suyu, Doğu-Anadolu’nun Fırat ve Dicle su havzasızını kapsayan coğrafi bölge üzerindeki alanda yaşamaktadırlar. Matematik konumu itibarı ile 37- 42° enlem ve 37- 40° boylamlar arasında yer alan bu bölge; il olarak Anadolu’nun doğusunda, Sivas’tan Varto’ya, Gümüşhane’den Siverek’e kadar uzanır. Ağırlıklı olarak Dersim (Tunceli), Erzıngan (Erzincan), Erzırom (Erzurum), Qers (Kars), Muş, Xarpêt (Elazığ), Diyarbakır, Ruha (Urfa), Semsûr (Adıyaman), Bedlis (Bitlis) ve Sêrt ( Siirt),Bingöl, , Kuzey-Diyarbakır illerinde yaşarken, Kangal, Zara, Ulaş ve İmranlı (Sivas), Kelkit, Şiran ve Gümüşhane, Hınıs, Çat, Aşkale (Erzurum), Pötürge ve Arapkir (Malatya), Mutki (Bitlis), Sason (Batman),Aksaray gibi yerleşkelerde yaşamaktadırlar. Dersim aşiretlerinden oluşan Alevi Zazalar’ın bir kısmı da, Koçgiri, , Divriği, Varto-Hınıs, kısmen Kayseri’nin Sarız ilçesinde yaşamlarını devam etmektedirler. Şafii inancını benimseyen Zazalar ise; Elazığ, Bingöl, Diyarbakır, Siverek, Adıyaman, Aksaray, Mudki, Sason bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bunun dışında İstanbul, Ankara, Antalya, Aydın Bursa, Eskişehir gibi birçok il ve ilçelere göç etmişlerdir. Ayrıca Fransa, İsveç, Danimarka, Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde bulunan Kırmanç/ Zaza sayısı ise tahminen 400.000’dir.Horasan-Deylaman/Gilanda ise, yaklaşık 3–4 milyon Deylemli- Gileki yaşamaktadır.



    DERSİMLİLER’İN KİMLİĞİ

    Dersimliler’in Kırmanç dediği, ama uluslararası alanda Zaza olarak bilinen halkın geçmişi hakkında, Uluslararası bilim adamlarından B. Henning (1954) , D.N. MacKenzie (1961–95), T. L. Todd (1985; G.S. Asatrian / F. Vahman (1987–95), Joyce Blau (1989), P. Lecoq (1989), C. M. Jacobson (1993–97), Jonst Gippert (1993–96), M. Sandonato (1994), Ludwig Paul (1994–9) ayrı bir dil olduğunu ve Kürtçenin lehçesi olmadığını ispat ettiler. D.N.Mackenzie, Zazaca’Nin Kürtçeyle ilişkisinin olmadığı itiraza kanıtlamıştır .1900 yılında "Dersim" adlı kitabını yayınlayan Antranig'e ve sonradan da İranolog Oskar Mann ve tarihçi V. Minorsky'e göre; Zazalar'da kabul gören "Dımıli" terimi,Kuzey-İran'daki Gilan'da bulunan Deylem bölgesinden göç edip Dersim’e yerleştiklerini belirtmektedir.Türkiye Tarihi adlı kitabında Yılmaz Öztuna ise, Hunlarla aynı federasyon içinde ‘Timlin (Dimlin) Krallığı’ (M.Ö. 300-M.S. 550) adında yaklaşık dokuz asır yaşamış olan bir devletten de söz etmektedir. (Öztuna, a.g.e. cilt 1, s. 138–141). Dimlinler’in Hun federasyonunu oluşturan unsurlar arasında önemli boylardan biri olduğunu belirtmektedir. (Öztuna, a.g.e. cilt 1, s. 138–141)

    Kürt dili üzerine çalışma yapan yabancı araştırmacılardan; Karl Hadank ve Artur Christensen, Dimililerle, Goranların aslen Kürt olmadıklarını, bunların Hazar Denizi’nin güney batısından gelen Deylemler olduklarını ileri sürmüşlerdir. Christensen, “Dimili sözcüğünün, harflerin yer değiştirmesi suretiyle “Deylem” sözcüğünden tür değini ileri sürmektedir. Bugün kendilerini Kirmanç ya da Zaza olarak tanımlayan Dimili konuşan toplulukların Anadolu’daki tarihinin M.S. 550'lerden çok daha gerilere dayandığı bilinmektedir.

    V.Minorsky,Deylemliler adlı makalesinde;”Çağlar boyunca Daylamit boylarının yerleştiği alanlar, oldukça geniş bir alanı kapsar. Bu nedenle, kronolojik güçlükleri göz önünde bulundurarak referansları tek bir başlık altında toplamak daha uygun olacaktır. Bir Babil adı olan Dilmun adası (Bahreyn), bugün bile güncel bir adken Fars'ın güney kıyısındaki Bender-i Daylam adı gerilere, Buyid dönemine kadar dayanan bir ad görüntüsü vermektedir. Aşağı Kafkasya bölgesinde, Sasaniler devrinden kalma askeri yer isimleri Lahican'la bağlantılı gibi görünen (şimdiki Lahican) Layzân ya da Lâizan adlarını çağrıştırıyor. Şirvan adı, muhtemelen Talakan ve Alamut nehirlerinin birleştiği yerde bulunan Şir (Arapça, Şirriz) ile benzerlik gösteriyor demektedir. Bkz. Hudud bl II ve Cuveyni, III, 425 (Kazwini'nin notu)

    V.Minorsky, Deylemlilerin, Urmiye gölünün kuzeybatısı, yani Salmas'ın merkezi çok yakın zamanlara kadar Dilmakan diye adlandırılmaktaydı. Urmiye gölünün güney batısında önemli bir Zagros geçidi üzerinde Lahican diye bir bölge olduğunu.(bkz. Sawdi-bulak, el') ve Zazaların, Daylamit kavminin devamı olduklarını F.Andreasa atfen belirtmektedir.

    Bkz.Kys. "..on peut toujours esperer que les recherches reveleront un jour des ilot dailamites tant leur ancienne metropole que dans ses colonies. Il suffit de mentionner ici l'ingenieuse thèorie de F.C. Andrea’s sur l'orginine dailamites des Zaza (Dimla)" (V. Minorsky, Daylam. La Domination des Dailamites, Paris , 1932, p,17; V.

    Bugün Türkleşmiş olan ve 19. yüzyıl başlarından beri Hoy bölgesinde aktif olarak yerleşik bulunan Dümbüliler de Dımli ile bağlantılı gibi görünmektedir. Agathias III, 17'de Lasica'da savaşan Dilimnitai askerlerinden bahsederken onların yurtlarının Orta Dicle havzasında Fars topraklarına komşu topraklarda olduğunu söylemektedir. Bu bölge muhtemelen Zazalar’ın bugün yaşadıkları bölgedir. Gezgin Abu Dulaf, Şahrazur'un yedi fersah doğusunda Daylamistan diye bir yerden bahsetmektedir. (28Bsm. Minorsk,Kahire1955,s.25 ) Bu yer, "Eski Pers kralları döneminde" Daylamitlerin oradan Mezopotamya ovalarına akınlar düzenledikleri yerdir. Lahican'ın batısındaki Daylaman kazası, Daylamand merkezinin Ostân'dan Lahican bölgesine aktarılmış olduğunun kanıtı olabilir. Urmiye gölünün kuzeybatısı, yani Salmas'ın merkezi çok yakın zamanlara kadar Dilmakan diye adlandırılmaktaydı. Urmiye gölünün güney batısında önemli bir Zagros geçidi üzerinde Lahican diye bir bölge var olduğunu belirtmemekle birlikte, Gene Lahican adını taşıyan birkaç köy daha var olduğunu, bunların Urmiye gölü havzasında ve Savalan dağının kuzeyinde olduğunu” yazmaktadır. ( Bkz.Sawdi-Bulak, El') Diyarbakır'ın kuzeyinden Palu ve Dersim'e kadar uzanan bölgede yaşayan ve bugün hala İran kökenli bir dil konuşan "Zaza"lar kendilerine Dımli demektedirler”. F. C. Andreas, bu durumu, Daylam benzerliğine yorumlamaktadır.

    Dersimliler’in MS 9. ile 11. yy. arası Deyleman'dan bugünkü yurtlarına göç ettiği tezi kabul görmektedir.

    Kuzey-İran (Deylaman-Gilan) da konuşulan Gilekçe/Goranca dili ile Dersimce/ Zazaca'nın köken olarak Kürtçe dilinden daha fazla yakın olduğu ve Deyleman-Gilan coğrafyası ile Dersimler’in yaşadığı bölgeler arasında da yer ve köyler arasında da isim benzerlikleri var olması bu tezi doğrulamaktadır. Örneğin; Deyleman/Gilan,Tarum,(Torut)Aşkale(Aşkale),Verami(Veramin),

    Kuhpir(Kuhpir),Deşt(Deşt),Şakakom(Şakak),Hasanbeg(Hasanbeg),

    Lahican(Lahçinan)gibi benzer yerleşim isimlerine rastlamak mümkündür.

    Bu tarihsel gerçekler Dersimliler’in (Zazaların/Kırmançların) Deylem'le ve Deylemliler'le olan ilişkileri Dımıli-Deylem kuramını doğrulamaktadır. Dimli ya da Dimili teriminin Deylem adından doğduğu ve "Deylemli" (Deylemi) demek oldugu F. C. Andreas tarafından belirtilmektedir. Andreas’in bu görüsü A. Christensen tarafından desteklendi. (Bk. Les Dialects D'avroman Et De Pewa, A. Christensen, 1921, Kopenhag)

    Minorski, K.Hadank, MacKenzie gibi kendi alanlarında otorite kabul edilen tarihçi, dilbilimci, F.C.Andreas'la aynı görüşü desteklemektedirler. Dimli-Deylem bağlantısına ilk işaret eden kişi, Ermeni yazarlardan Antranik olmuştur. Antranik, 1901’de yapılan incelenmesinde ileri sürer. (Bk: Dersim, 1901, Tiflis; DesmalaSure, Sayi:6,8 ,9

    Bizans tarihçilerinden Agathias ( M.S 553–579/582), "Histories" adlı yapıtında "Lazica" deki Roma-Pers savaşları anlatırken, bu savaşlarda Perslerle birlikte savaşan Dilimnitler-Deylemliler'den de söz eder. Agathias, Dilimnite’ler ülkeleri Iran'la sınırlı olan Dicle kıyısındaki. Dilimnite'ler ülkeleri Iran sınırında yer almıştı. Dimililer (Kirmanclar ve Zazalar) M.S. 6'inci yüzyılın ortalarında (M.S. 551–52) bugün yaşadıkları topraklarda bağımsız olarak bir yaşam sürüyorlardı. (Bkz. The Dilimnites are among the largest of the nations on the far side of the Tigris whose territory borders on Persia),

    Histoire Des Ardzrouni, Onuncu yüzyıl öncesi, Artsruniler olarak bilinen Van Ermeni Krallığını (vaspurakan) anlatırken söyle demektedir; Delemik’lerin Aghbag eyaletindeki Hadamakert kentine sefer düzenledikleri, Tanrı’nın sayesinde Ermeni kuvvetlerinin zaferiyle sonuçlandı(a.g.y. S.243)

    Aynı dönemde Asur ülkesine gitmek için yola çıkan Delemikli bir askeri müfreze, Aghbag eyaletindeki Hadamakert kentinde büyük yağmalara girişerek, çocuk, kız ve kadınları ve kaçırdıklarını belirtmektedir. (History of The House of Ardsruni). Bk.Agathias, "The Histories", Trans. By Joseph D. Frendo, 1975, 111. Kitap, S,87–88)


    Minorskiy de, "Daylam" başlıklı makalesinde Agathias'i destekler. (Türkçesi için bk. DesmalSureSayi:1).Bunu duyan kral, seçkin süvarilerinden oluşan bir grubu onların üzerine gönderdi. Kralın emrine sadakatle bağlı olan süvariler, bir süre sonra Antzevatsik bölgesinde Delemikleri bozguna uğrattılar. Yigit ve kokusuz okçular, Delemikleri otların Ermeni atlarının nalları altında ezilmesi gibi, ezip geçtiler. Asagi yukarı, ellerindeki kılıçla 2 000 kişiyi öldürdü. Delemiklerin askeri kampı ele geçirilip yağmalandı. Esirler kurtarıldı.(a.g.yS.243).
    Tarih sahnesine çıkan Delemic boyu Salar adı verilen Generale itaat ediyorlardı. Bu General Aghovanie, Pers ülkesi, Ermenistan, hatta Berda şehrini egemenliği altına aldı.

    Adamakert’i işgal eden ve Ermeni kralı Gagik Ardzruni (Kakig) tarafından yok edilmekle yüz, yüze bırakılan General Salar'in son askeri müfrezesini oluşturan Delemikler'dir.(a.g.y.S243–244).
    Aghbag Hatamakert (Adamakert) kentini İşgal eden Deylemliler Antzevatsik bölgesinde Ermeni ordusu, Deylemlileri yenilgiye uğratır. IbnMiskavayh (ölm.1030)ve Ibnal-Asir(1160–1233 Arsak Poladyan, V11 - X Yüzyıllarda Kürtler" adlı çalışmasında; Hicri 326 yıllında (937–938 yılında) Laskari Ibn Mardi, büyük ordusuyla Djibal'den Azerbaycan'a saldırdı. Laskari, yönetim merkezi saydığı Ardabil'den başka bütün bölgeyi ele geçirdi. Saldırıyı püskürtmek için Daylam, Ziyaridler'in Emir evinden prens Vasmgir'le anlaşmaya başladı. Aynı yıl Vasmgir, Rey'den Azerbaycan'a gittigi sırada Laskari savaşmadan ordusunu bölgeden çıkardı. Ermeni bölgesi Andzevadzik'e (Arap Az-Zavazana geçti. Musul’a hareket eden Laskari, Artsrunid Ermeni Prensleri tarafından pusuya düşürülereköldürülür. (M.S.93738)

    (Bk.Minorsky,LDdominationDesDailamites, Dipnot:47.DesmalaSure,SayiS11/1,S.34



    Ermenilerle savaşın oldugu yer de Ermenice'de Andzevadzik, Arapçada ise Az-Zavazan ya da sadece Zavazan olarak adlandırılan Zaza ülkesidir.
    Bu dönemde, Abbasi imparatorluğunda merkezi otoritenin zayıfladığı, hemen hemen her tarafta olduğu gibi Ermenistan'da da ismen halifeye bağlı fakat fiilen bağımsız devletlerin oluştuğu, Buyi Deylem Devleti'nin doğuşunu engelleyen dönemdir.

    "Dersim"adlı kitabında Thomas Artsrunu için;'Antranik, söyle der:
    Thomas Arzrouni, Telmig ırkından bir ordunun Aghbag'in Hatamakerd Sin bölgesine varışında,(Dersim/Dest-Geyik suyuna bağlı köy) Ermeni kralı, onlar üzerine bir saldırı emri vererek iki binini öldürüp savaşı kazandığından söz eder. (a.g.y., S.160-161, Dipnot)

    Bu dönemde yaşayan Telmigler, dilleri Dersimliler’in çoğu tarafından bugün konuşulan Dimlidir veya Dimililer, Tmli olarak biliniyordu. Meyyafarkin ve Amed Tarihi'nin yazarı Ibn'ül-Ezrak (M.S.985–1062) bu eserinde Deylemliler’in (Buyiler/Buvey ogullari) M.S. 979-980'de Diyar-i Rebia (Musul-Ceylanpınar arasındaki bölge), Meyyafarkin ve Diyarbakır zaptını anlatır. (Bk.Mervani Kürtleri Tarihi, S.48; Çev. M.E. Bozarslan).

    Ibn'ül Ezrak, Buyid Devletini de "Deylem Devleti" olarak tanımlar(a.e.g. S.135).
    Londra Üniversitesi profesörlerinden David Marshall Lang'in Deylemlilerin 1021' de Ermenistan’ı fethet ettiğini belirtmektedir.

    1020'de Ani'nin Bagradid yöneticisi Gagig–1 öldü. Bu olay büyük Ermenistan’ın ortaçağ boyunca ulusal tarihinin son sayfasını açtı. Artik Shirak Eyaleti ile sınırlı hale gelmiş olan Bagratid egemenliğindeki toprakları, Gagik'in iki oğlu, Jhon-Smbat 111 ve daha dinamik Ashot 1V the Valiant arasında bölündü. Çok geçmeden Hazar bölgesinden Müslüman Daylamitler, Ermenistan’ı istila ettiler(1021).Aynı dönemde Selçuklu Türklerinin ilk grupları da Vaspurakan’da, Van gölü çevresinde göründüler" (Bkz.D. L. Lang, The Armenians: A Poeple In Exile, S 55, 1981).

    D.M.Lang 1021'deki bu olaya bir başka eserinde şöyle dile getirmektedir;
    Ani'nin Bagradit yöneticisi Gagik–1. 1021'de öldü. Bu olay büyük Ermenistan’ın ortaçağ boyunca ulusal tarihinde yeni sayfayı açtı. Simdi Shirak veya Sıracana vilayeti ile sınırlı hale gelmiş bulunan Bagratid, topraklarını Gagik'in iki oğlu arasında - pasif Jhon-Smbat 111 ve daha enerjik Asot 1V the Vali ant arasında- bölündü. Çok geçmeden, Selçuk Türküleri’nin ilk grupları Van Gölü çevresindeki Vaspurakan'da kendilerini gösterirlerken, Azerbaycan'dan gelen Daylamitler 1021'de Ermenistan’ı istila ettiklerini belirtmektedir. (Bkz. D. M. Lang, Armenia: Cradle of Civilization, S. 193–196, 1970)

    Tüm bu araştırma, inceleme ve bilimsel çalışmalar sonuncunda Zazalar’ın, IX-X-XII. yüzyıllarda Hazar Denizi'nin güney kıyılarında bulunan dağlık Gilân-Deylaman bölgesinden, Dersim bölgesine gelip yerleştikleri anlaşılmaktadır. Bu olgu, Zaza dilinin adı geçen İran diyalektlerine yakınlığı ile de doğrulanmaktadır. Bu halkın kendisine verdiği "Dimli" adı da "Delmik"ten doğmuştur. Iran’nın Delâm (Daylam) ilinin sakinlerine verilen "Daylamit" (Daylamli) adının aynısıdır.( Bkz. G.S. Asatiyan, op. cit. p, 160.)

    Osmanlı belgelerinde hangi lehçeyi konuşursa konuşsun, Türk olmayanlar ekrad olarak adlandırılıyor. 16. Yüzyıla ait tahrir defterlerinde. Ekradı Dımıli“ ve „Ekradı Disimlü“ adları geçmektedir.“Ekradı Dimili günümüz Türkçesiyle Dimili veya Ekradı Disimlü ise Dersimliler demektir. Günümüzde Dersim’in Doğu kesiminde yer alan ve halk arasında sayısı 12 olarak gösterilen aşiretlere, bölgede verilen ortak isim, 12 Aşirê Dêsımi (12 Dersim aşireti) ya da Dêsmiyan ya da Dêsıman/Dêsmıji (Dersimliler) dır.

    Genelde Kırmanç olarak adlandırılan Zazalar Alevidir. Zazalar ise Şafii Sunidirler. Zaza/Kırmançlar arasındaki bölünmenin temel sebebi, inanç ayrılığının yanı sıra, çeşitli dönemlerde yapılan göç dalgalarıyla da ilişkilidir. Günümüzde kendilerini farklı tanımlamalarına rağmen, Zaza/ Kırmanclar ortak bir orijinden gelmektedirler. Alevi, Şafii mezhep farklılığı Zazalar’da kültür ve yaşam tarzlarında farklılıklara yol açmıştır.

    Geçmişte Emevi ve Abbasi Dönemlerine kadar uzanan bu ayrılıklar 11. Yüzyılda Selçuklu Türkleri, Moğollar(İlhanlılar),Karakoyunlular, Ak koyunlular ve Osmanlılar döneminde de devam etti.16. yüzyılda Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşına gitmeden önce Anadolu da yediden, yetmişe kadar Alevi nüfusunun sayımını yaptırdı. Kırk binin üzerinde Alevi olarak adlandırılan Şah İsmail taraftarını öldürdükten sonra, Sefavi Hükümdarı Şah İsmail üzerine sefere çıktı. Sefavi Devleti hükümdarı Şah İsmail ile Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim arsında yapılan Çaldıran Savaşı, Sefavi Devletinin yenilgisi ile sonuçlandı( 1514).Çaldıran savaşından sonra kökleşen Alevi-Sünni ayrımı Alevi, Şafii mezhep farklılığı Zazalar’ın yaşam ve kültür tarzlarında farklılıklara yol açtı. Zamanla Türk/Türkmen, Kürt/Kırdaş ve Zaza/Kırmanc şeklinde ayrılıklar belirgin hale geldi. Yavuz Sultan Selim döneminden sonra Kırmanç/Zaza halkın bir kısmı kendisini Kırmanç olarak tanımlarken, diğer bir kısmı ise kendisini Zaza olarak adlandırdı. Zaza/Kırmanç adlarının ayrışmasının temel nedeni bu döneme rastlamaktadır.

    Rus Kürdolog V. Mınorsky, İslâm Ansiklopedisi'nin İngilizce nüshasında, "Kürtler" bölümünde 20. yüzyılda Kürtler arasında kesinlikle Kürt olmayan bir unsurun tespit edildiğini (Zazalar)"(sf. 113). Ve bu grubun Kürtçeden çok farklı kuzey-batı lehçesi konuştuğunu" (sf. 1152) belirtir. İslâm Ansiklopedisin de, Zaza sözcüğünün geçtiği her yerde "gerçek Kürt olmayan" kaydını düşer. (sf. 1151) Kürdolojinin babası sayılan Minorsky, Goran ve Zazaların kesinlikle Kürt olmadıklarını (İslam Ans. 1091) belirtmektedir. Konunun uzmanlarından; O.Mann, David Mckenzie, Haddank ve Prof. Kojima da Zazaca ve Gorani'nin, Kürtçenin bir lehçesi olmadığını ve bağımsız bir dil olduğunu belirtmişlerdir. Dimililer (Dımıliler)- Zaza/Kırmanç olarak adlandırılan Zaza-Kırmanç halkı aynı etnik kökene dayanmaktadır.

    Avrupa’da kendi dalında ciddi bir otorite olan Leipzig Max-Blanc Enstitüsü, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Londra HGI DNA Refernece Laboratory, National Blood Service (HGI DNA Araştırma Laboratuarı, Ulusal Kan Merkezi tarafından, farklı Kürt gruplarının genetik açıdan durumlarını saptamak üzere ortaklaşa yapılan bir araştırmanın sonucunda, Kırmanca (Zazaca) konuşan Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili bilimsel veriler ortaya koymuştur. Genetik alanda Uluslararası üne sahip bilimsel bir yayın organı olan “Annals of Human Genetics” dergisinde yayınlanan araştırma; Ivan Nasidze, Dominique Quinque, Murat Öztürk, Nina Bendukidze ve Mark Stoneking tarafından hazılanan “mtDNA and Y-chromosome Variation in Kurdish Groups” (Kürt Gruplarında MtDNA Kromosomu Değişikliği) başlıklı makalenin girişinde belirtildiğine göre;“Mevcut veriler, öteki Kürt grupları, Avrupalılar, Kafkasya, Batı ve Orta Asya gruplarına ait verilerle karşılaştırıldığında, hem mt DNA hem de Y-cromosomu bakımından, Kürt Gruplarının etnik olarak en yakın oldukları Gruplar Batı Asyalılar, en uzak oldukları Gruplar ise Orta Asyalılardır” denilmektedir.

    Kırmanç (Zaza) ve Kürtlerin etnik olarak yakın oldukları gurupların batı Asyalılar olduğu dolayısıyla ön Asya halkları olan İranlılar, Ermeniler veya Aryan ırkına daha yakın oldukları açığa çıkmıştır.

    Etimolojik ve bilimsel analizlerde bu gerçeği doğrulamaktadır. Kırmanca/Zaza veya Kırmanc/Dimili adları aynı halkı ifade etmektedir. Dersimliler’in- Dimililerin Kürt ya da Türk oldukları yönündeki tezler temelsizdir.

    Günümüzde Kırmanç/Zazalar, kendilerini Dimili olarak tanımlamaktadırlar. Zaza/ Kırmanç dili baskı ve yasaklar nedeniyle yazılı hale gelmemesinden dolayı, özelliklede genç kuşaklar, ana dillerini konuşamaz ve kullanamaz duruma getirilmiştir. Bu nedenlerden dolayı Dersimliler’in bir kısmı Kürtleşmiş veya Türkleşmişlerdir. Önemli bir kesimi de siyasi kimliklerini muhafaza etmektedirler.

    DERSİMCE-ZAZACA/ KIRMANÇ DİLİNİN ÖNEMİ

    Zazaca, Hint-Avrupa dil ailesinin İran’i diller gurubun Kuzey-Batı koluna dâhildir.Zazaca-Dımli,Hind-Ari,İran’i veya Hind-Avrupa dillerindendir.Beluçca,Sistanice, Sivend (Kelendi), Umurice (Umuri), Perç (Paraçi) Gorani, Astiyani ve Sengseri dilleri Kuzey-Batı kolunun Hyrkani (Gurgan) alt gurubunu teşkil etmektedir.

    Zazaca’nın diğer akraba olduğu diller arasında en çok benzerlik Gilan-Deylaman da konuşulan Gilekçe dilidir. Gilekçenin; Galişi, Biyapes, Sefidruı, Biyapiş, Tenkaboni, Rahimabadi, İşkuri, Şehsavari ve Siyahkeli gibi lehçeleri vardır. Mazenderance (Taberice), Semnanice, Guranca, Tatilişce,(Gilekçe yakın olan Talişçe İran dillerinin kuzey batı koluna dâhildir).Tatice,(Bazı araştırıcılar Tati dilini Med dilinin devamı saymışlardır, Herzendi, Talişçe, Taticenin, Zazaca ile bağlantıları vardır. Bazı araştırmacılar Zazaca’nın Deylem bölgesinden köken aldığını belirtmektedirler.

    Gramer ve kimi önemli sözcükler açısından Zazaca’ya yakın olan diller Kuzey-İran’da, Farsça, Lorca, Devanice, Kumzari, Eşkuşmi, Veheni gibi İrani diller Orta ve Batı Asya’nın büyük bır kısmında konuşulmaktadır. Zazaca gibi, Batı İrani dillerinin kuzey koluna ait olan Guranca’nın lehçeleri vardır. Bunlardan Kendule, Pave, Avramani, Gorecan, Golayi, Bivenci, Bacalan ve Telehedeşk lehçelerindir. Avraman lehçesinde Pehlevice ve Avesta ya yaşayan en yakın İrani dil olduğuda bilinmektedir. Bu diller daha çok İran, Pakistan, Irak, Hindistan, Türkiye. Çin, Rusya, Gürcistan, Afganistan’ı kapsamaktadır.( Bkz. Gilekce– Rusca sözlük. Kerimov,1980,Moskova.)

    Zazaca,Zazalarla birlikte veya Zazalar'dan sonra Dicle ve Fırat nehirleri (eski Mezopotamya) arasına yerleşen halklardan kelimeler ödünç almış veya bu dillerden etkilenmiştir.Zazaca; Hurice, Hititçe, Sümerce Farsca, Ermenice, Türkçe ve diğer halkların dillerinden bir etkileşim söz konusudur.Bu halklardan ödünç alınmıştır.Bu sözcükler,deyimler günümüzde de kullanılmaktadır.Zaza yerleşim yerlerinin, göçlerin yollarının üzerinde bulunması Zaza dilinin üstünde bir değişim yaratmıştır. Zazaca dili, Farsça ve Gilekçe’ ye bir çok dilden daha yakındır. Hind-Avrupa dilbilimcileri eserleri ile Zazaca'nın en eski dillerden bir dil olduğu kanıtlamışlardır.

    Oskar Mann'ın, Karl Hadank'ın, CI.J.Rich'in, A.V.Le Coq'un, Peter Lerch'in v.b araştırmacılar Zazaca'nın kendi başına bir dil olduğu doğrulamaktadırlar.Anadolu’da konuşulan Kurmanca-Kürtçesiyle ile Zazaca/Kırmanca sı yüzyıllarca ortak coğrafyayı paylaştıkları için diğer diller gibi, Kürtce ile Zaza dilleri arasında da benzerlik oluşmuştur.

    Zazaca’yı ilk olarak başlı başına bir dil olduğunu, yaptığı derleme, araştırma ve incelemeleriyle kanıtlayan ilk dilbilimci Oskar Mann’dır. Oskar Mann’ın 1903’ten 1907’ye kadar yaptığı araştırmalarını ilerletip kitap haline getiren Karl Hadank, “Die Mundarten der Zaza adlı bilimsel eseri 1932 yılında kitaplaştırmıştır. Böylece İranoloji dilbilimde Zaza dili bugüne kadar dilbilimcilerin hem fikirliliğiyle başlı başına olarak tanınma durumunu korumakta. Oskar Mann’dan önce Peter Lerch (1856), Friedrich Müller (1864), Albert van Le Coq (1901) gibi araştırmacı ve dilbilimcilerin eserlerinde de Zazaca hakkında folklorik yazın derleyip kısmen analiz de etmişlerdir.(Bkz.WZılfi Selcan (1987–98; Grammatik der Zaza-Sprache, Nord-Dialekt (Dersim),

    Zazaca’nın, Kürtçeden tamamen farklı olduğu V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima ve Jost Gippert gibi dilbilim adamlarınca tarafından kesin bir dille ifade edilmiştir. Etnologue, Zazacayı, Hint-Avrupa dil ailesinin kuzey batı İran dilleri bölümünün, Zaza-Gorani içinde sınıflandırmaktadır.

    Oskar Mann, Zazaca’yı Hazar dillerine ve Gorancaya yakın bir dil olarak kabul eder. Ayrıca Ludwing Paul, Zülfü Selcan(Zazaca –Sprache) ve Joyce Blau gibi bilim adamlarıda aynı görüşü paylaşmaktadırlar. Kuzeybatı Iran dilleri, diğer Iran dillerinden Güneybatı gurubunda olduğu kadar belirli farklılık göstermez. (Bkz: I.M. Oranski. Tarih Isigi Altinda Iran Dilleri, s. 166)

    Tarihsel olarak son yapılan araştırmalara göre Zazaca, bir Ortaçağ İran’ı dili olan Partça’ya ve günümüz Kuzey-İran- Hazar Deniz kıyısında konuşulan dillerle, Zazaca arasında yakın benzerlikler görülür. Güneybatı ve kuzeybatı Iran dillerini birbirinden ayıran bazı tarihsel-fonetik özellikleri göz önüne alındığında, kuzeybatı ile doğu İran dilleri arasında bazı ortak benzerlikler görülür. Kuzeybatı İran diyalektlerinden biri olan Zaza dili özelikle Guranice ile Hazar kıyılarında konuşulan Harzance, Gilekçe, Talişçe, Darice, Beluçca ve Mazandaran dillerine yakınlık göstermektedir. ( Bkz.: G.S. Asatiyan. Zaza dili ve ermenice, s.160; G.S. Asatiryan, N.Kh. Gevorgian. Zaza Miscellany: Notes on some Religious Customs and Institutions. in: A Green Loaf (Acta Iranica No.8), Leiden 1988, p. 499-508)

    Hazar denizinin kıyılarında yer alan ve çağdaş kuzeybatı dilleri ve diyalektlerinden; Lekce, Umuri, Sıvena, Perçi, Devani, Kumzari, Derice, Tati, Peştuca, Muncani, Tack, Raci, Sengseri, Aştiyan, Talis, Tatice, Lek, Gilan, Mazandere, Semnani, Berki, Lor, Lar, Sistani ve bunlara yakın halkların dilleri gelişmiştir. Ayrıca Zazaca, Guranice de orta Iran diyalektlerinin eski ve orta Farsçanın bazı ana kolları olarak gelişmiştir.

    Türkiye’de, Zazaca üzerine bir kısım siyasi çevreciler, Zazacanın bir Kürt lehçesi olduğunu savunmaktadırlar. İran’ı dillerin dilbilim dalı olan İranoloji’ye göre ise; Zazaca’nın bir Kürt lehçesi veya dili olmadığı, aksine başlı başına bir dil olduğunu ispat etmektedirler. Kürtlerin siyasi ve sayısal olarak Zazalar’a göre daha üstün olması nedeniyle, ayrıcalıklı konuma gelmişlerdir. Bu durum Zazaca’nın, Kürt lehçesi olduğu yönündeki görüşlere zemin teşkil etmesine neden olmuştur. Tarihsel süreç içersinde Kürtlerin siyasi ve sayısal olarak Zazalar’a göre daha üstün olmalarından dolayı, güncel siyasette çeşitli toplum katmanlarında yaygın olan “Kürt lehçesi” olduğu görüşü son yıllarda açığa çıkan araştırmalarla birlikte önemimi yitirmesine ve Zazaca/Kırman canın bağımsız bir dil olduğu görüşü giderek ağırlık kazanmasına neden olmuştur.

    Tüm bu araştırma, inceleme ve bilimsel çalışmalar sonucunda, Zazaca’ya yakın olan diller günümüzde Hazar Denizi kıyısında olan dillerdir. Bu diller içinde en yakını olan dil ise Gilekçe dir. Zazaca/dimili ile Gilekçe arsındaki sözcükler, işaretler, sayılar karakteristik özellikler iki dil arasındaki benzerlikler aşağıda görülmektedir.



    ZAZACA/KIRMANCA DİLİ İLE GİLEKÇE DİLİ ARSINDAKİ BENZERLİKLER

    Gileki
    Dımiliki(Zazaca)
    Kürtçe
    Türkçe

    Dıy
    Diyayene/venayene
    Ditin
    Görmek

    Şive
    Şiye
    Siy
    Gölge

    Sabun hesto
    Sabun esto
    Sabun heye
    Sabun Var

    Emondere
    Eno/yêno

    Geliyor

    Baxhşim
    Baxhşime (be şime)
    Em herin
    Gel beraber gidelim

    Çeper
    Çeper
    Kozîk
    Çeper

    Tasık
    Tasık
    Aman
    Üsküre-Tas

    Vareno
    Vareno
    d ibare
    Yağıyor

    Muy
    müye/por
    Pof
    Saç











    Tusik
    Tusk/tuske/bıze
    Karık
    Keçi

    Nevve
    Newe

    Yeni

    Guş
    Gos
    Guh
    Kulak

    Portaxal
    Portaqal
    Poıtaqal
    Portakal

    Pir
    Pir
    Kal/pir
    Yaşlı (Dede)

    Çene (cune):
    Çeneke/keyneke
    keçik
    Kız

    Limbu
    Limone
    Limon
    Limon

    Çieh
    Çibi yo/çawo
    Cima
    Neden

    Bini
    Pırnıke
    Poz
    Burun

    Setçende
    Saate çenda
    Saat çende
    Saat kaç

    Zimistan
    Zimistan
    Zivistan
    Kış

    Çem
    Çim
    Çav
    Göz

    Xıyar
    Xıyar
    Xeyar
    Hıyar

    Serti
    Serd
    Sar
    Soğuk

    Pan
    Pank/pasna
    Pe
    Ayak topuğu

    Dibide
    Di bide
    Bide
    Hadi

    Palon
    Palike
    Kurt an/Pal
    Palan

    Bazo
    Pozu (Pazo)
    Pazu
    Pazı

    Bize
    Bize
    Bizin
    Keçi

    Şalvar
    Şalvar
    Sapık
    Şalvar

    Nağun
    Neıııke
    Nenuk
    Tırnak

    Gorbe
    Gorbe/Pısınge
    pışıng
    Kedi

    Çend
    Çend
    Çend
    Kaça

    Yaxe
    Yaxe
    Pastû
    Yaka

    Stare
    Stare/astare
    Siterk
    Yıldız

    Alef
    Alef
    Ahf
    Ot

    Mânian
    Maye /Daye
    Dia
    Anne

    Naıı
    Naıı/noıı
    Naıı
    Ekmek

    Pır-pır
    Pır-pır/perrais
    Frandin
    Uçmak











    Baba
    Baba/bao
    Bav
    Baba

    Mast
    Mast
    Qatık
    Yoğurt

    Kofa
    Koh/Ko
    Çîya
    Dağ

    Qalem
    Qaleme
    Xwenwîs
    Kalem

    Biya
    Biya
    Were
    Getir

    Germ
    Germ
    Gemi
    Sıcak

    Ciğer
    Ciğere
    Kezevv
    Ciğer

    Ters
    Ters
    Tırs
    Korku

    Dotera
    Dotdera
    Wira
    Ötede

    Dest bide
    Dest bide
    Destbide
    Elini ver

    Kerde
    Kerde
    Kirin
    Yaptı

    Natera
    Natera
    Lıvira
    Buradan

    Ceket
    Ceket
    Caket
    Ceket

    Hesto
    Esto
    Heye
    Var

    Maboxer
    Mabe xer
    Rojbaş
    Merhaba

    Der
    Der/çeber
    Derî
    Kapı

    Teng
    Teng
    Teng
    Dar

    Xele memnunu
    Xeyle memnuna
    gelek memnun bum
    Memnun oldum

    Baron
    Baron/Siliye
    Baran
    Yağmur

    Genum
    Genım/Genum
    Genim
    Buğday

    Xırabe
    Xırabe
    Xırab
    Bozuk

    Hane
    Xane
    Mal
    Ev

    Ateş
    Adır
    Ağır
    Ateş

    Beşime
    Be sime
    Were Emheı
    İn Gel gidelim

    Payız
    Payız
    Pay iz
    Sonbahar

    Katığ -Mast
    Qatıx -Mast
    Mast
    Yoğurt/Katık

    Xele
    Xele/zaf
    zaf/gelek
    Çok

    Parjun
    Parjun (parzun)
    parzun
    Süzgeç

    Duo (Du)
    Do
    dew
    Ayran











    Çışo
    Çi biyo
    Çibû
    Ne oldu

    Xumar
    Xumare
    Xumar
    Kumar

    Horoz (sukule)
    Xıroz (sukule)
    Dîk
    Horoz

    Ere (ya)
    Are (ya)
    Ere
    Evet

    Xali
    Xali
    Ferş
    Halı

    Seng
    Seng (kemere)
    Kevir
    Taş

    Zeytun
    Zeytun
    Zeytun
    Zeytin

    Zeamet nekis.
    Zamet nekerdıs
    Cewr
    Zalime t etme

    Sim
    Sim/sem
    Ziv
    Gümüş

    Sobetexerbo
    Sodıre toxer bo
    Rojbaş
    İyi sabahlar

    Hangir
    Hengure
    Tirî
    Üzüm

    Fincan
    Fincane
    Fincan
    Fincan

    Buğur
    Bore
    Bux\ve
    Ye

    Dar
    Dar
    Dar
    Ağaç

    Çay
    Çay
    Çay
    Çay

    Zelzele
    Zelzele
    Erdhejî
    Zelzele

    Pandir
    Pendir
    Penır
    Peynir

    Pirhen
    Pırân
    Kiras
    İç gömlek

    Kaz
    Kaz/qeze
    Qaz/Gus
    Kaz

    Zani
    Zani
    Qız
    Diz

    Sineh
    Sene
    Sîng
    Göğüs

    Arnamuz
    Ar-u namus/serm
    şemı
    Utanmak

    Av '
    awe
    Av
    Su

    A\'göre
    a\vakahengure
    Ava tıri
    Üzüm suyu

    masar
    çereasme
    davviya mehe
    Ayın sonu

    Pilemarday
    pilema
    Pir, kal
    Büyüğümüz

    asemongorgo
    bulusk
    bırusk
    Şimşek

    malge
    meğel
    axıl, gom
    Ağıl

    pileağa
    pilepila/Khalık
    kalek
    Büyük baba

    kıuelıo
    Be hevvıı
    xe\var
    Uykulu

    andi
    hende
    Ne ya
    Kadar











    ayne
    aynek/ayne
    neynık,eynık
    Ayna

    saravazpuden
    Serde vazdais
    Bazdan
    Üstünden atlamak

    Pir
    Pir
    piremer
    Yaşlı

    haberdan
    xeberdayi
    peyuanduı/Qısse
    Haberdar

    kuçi bağ
    baxo qıçkek
    Deştik, defşe
    Küçük bağ

    Pile bakale
    Bakıl/kalik
    Kalık
    Dede

    cor
    cor
    bılınd
    Yüksek

    sare
    Sere/cor
    jor/vvar
    y tıkarı

    Bal ıs
    baılısna
    balgî
    Yastık

    bouı
    Sere/bani
    Bani/ban
    Çatı

    vang
    \veng/zırçais
    qirin
    Bağırmak

    tale
    tale/tali
    bext
    Talih, şans

    balışan
    bexçiş
    xheresa
    Bağışlamak

    con
    Can
    Can
    can

    canodık barar
    canıbıra/yemin
    klıeresen
    Öz kardeş

    bart
    vore
    berf
    Kar

    valg
    velg
    belg/pel
    Yaprak

    Buz
    Bize
    Bizin
    Keçi

    tarsuk
    tersonok
    tırsonek
    Korkak

    vas
    beso
    bese
    Yeter

    ca
    ca/cıle
    cil
    Yatak

    ganolaf
    waxt
    Dem/wext
    Zaman

    Bul bul
    bılbıl
    bılbıl
    Bülbül

    bes
    beso
    bese
    Yeter

    çarukband
    çarıi/laye
    pe lav/sol
    Bağcık

    Biye
    Be
    hatın
    Gelmek

    bilıo
    Be hewn
    Be xewn
    Uykusuz

    avle
    havele/havvale
    sorık/xuri
    Suçiçeği

    Sene
    Sene
    sing
    Göğüs

    Zaidi
    zerd/çeqer
    Zer
    Sarı

    Rafa
    raye/rayire
    Re/rah
    Yol

    canıgin
    Can/lâşe
    laş/beden
    Vücut/can











    cigarvabic
    cığeıpocıt/surke
    sorkirin
    Ciğer kızartması

    cangol
    Cengel/bırr
    mışe
    Orman

    Çay
    Çay
    Çay
    Çay

    sormahordon
    serdais
    semıahıl
    Soğuk almak

    Çolak
    qılere can
    qiler/qırej
    Vücut kiri

    çum
    Cim
    Çav
    Göz

    Mal
    Mal
    hıvan
    Davar/mal

    mordeh
    Merde
    çendek
    Ölü

    dod

    du
    Duman

    Pile
    pila
    mezın
    Büyük

    darya
    derye/dengiz
    Belir
    Deniz

    duz
    Dizel
    dızek
    Hırsız

    das
    Dest/baji
    Mil
    Kol/el

    Çarcı
    Çerçi
    fırotkar
    seyyar satıcı

    laçik
    Leçeğe
    Sarık
    Başörtüsü

    duşmand
    dısmen
    Ne yar/dıjmın
    Düşman

    dikan
    Dükkân
    fraşgeh
    Dükkân

    duııden
    dıdan
    Duan
    Diş

    du
    Do
    De w
    Ayran

    Zan
    jüan/zon
    zıman
    Dil

    Çene
    çenıke
    çen
    Çene

    çagu
    Kardı/çagu
    ker
    Bıçak

    Av çele
    a\v uka/çamure/le 1
    avheri
    Çamur suyu

    çerenen
    çerenois
    çırandm
    Otlamak

    Kul/leng
    leng
    leng
    Topal

    dim/sorat
    Sürati
    serçav/rû
    Yüz

    merdeh
    Merde
    Miri
    Ceset

    kuçı barar
    Bira qıçkek
    bırayipiçûk
    Kardeş

    pilebarar
    bıraupil
    Birayı mezın
    Ağabey

    valvale codu
    velvelucinak/ziıce
    Qirya
    Bağıran kadın

    Der
    Dar/ceber/der
    Deri/derge
    Kapı

    Dar
    Dar
    Dar
    Ağaç











    faytun
    faytone
    kaşke
    Fayton

    daro
    dareğ/zure
    Vır vır/dese
    Yalan

    haııde
    heııi/ııevve
    mı?
    Yeni

    Tur/divene
    Divane/xeğ
    cumıî
    Deli

    kerkıgu
    Çiye kerge
    zırç
    Tavuk boku

    Fonduk
    fındıqe
    fıııdıq
    Fındık

    viyay/lıaşaıeh
    haşaret/lolık
    nıeş/buhık
    Böcek

    subuc
    sipiçe
    sıpî
    Bit

    luk
    loıııke
    qul
    Delik

    Kaçı/helva
    hel\va/he\vla
    hevvle
    Helva

    kaıı
    hes
    hırç
    Ayı

    varg
    verg
    Gür
    Kurt

    haıına/hast
    henniya/esto
    heye
    Var

    angur
    hengure
    tırî
    Üzüm

    haııdi
    hende
    çendî/lıindî
    Miktar

    Ayaz
    Ayaz/pak
    hişk/sayî
    Açıkhava

    Alanı şange
    haylenıe
    ^şgmate
    Gürültü

    anıaleh
    emelia
    kaıkır
    İşçi

    karguden
    karebıke
    kai'bıke
    iş yap

    Mübaşir
    Mübaşir
    Kâhya
    Mübaşir

    vazang
    vezang/astike seri
    gaziker
    Baş kemiği

    Sac/nıoye sar
    por
    por
    Saç

    kebab
    kabab
    kıbab
    Kebap

    zare
    zerece/zaranee
    kew
    Keklik

    ku
    kuhyo
    kudere
    Nerede

    Kura
    tukutidera
    Tu h kudereyi
    Neredesin

    Kel
    Kel/khırr
    tulikuderî
    Kel

    kaıııte
    0 kamo
    evv kiye
    0 kim

    keşeh
    keşeh
    Peni
    Ayağın lifi

    pasineh
    pasna
    kefpe
    Ayak tabanı

    tarozo pile
    teroziyo pil
    mezin
    Büyük terazi

    taske dik
    Ters
    Tırs
    Korkmak

    Cahil
    calıil
    xışım
    Bilgisiz






    Gileki
    Zazaki
    Kürtçe
    Türkçe

    Koş
    Kist
    kuştın
    Öldürmek

    Malyan/mar
    mar/mor
    mar
    Yılan

    Mas/mast
    mast
    mast
    Yoğurt

    karmatave
    asme
    hiv, mah
    Ay

    malıi
    mose/maşi
    ması
    Balık

    balış
    balışna
    balgi
    Yastık

    kerke gi
    Çiye kerge (gi)
    zırç
    Tavuk boku

    Olurda]
    mırdar
    mırar
    Ölü hayvan

    ıtııırdan
    merdene
    Mırın kırın
    Ölmek

    pirekerke
    Pile kerge
    qgert
    Kart tavuk

    mirs
    Sem
    ziv
    Gümüş

    malbaci/malem
    Malim
    mamoste
    Öğretmen

    narme
    nerme
    serezaroke
    Çocuğun başı

    Gülme
    qumas/gulme
    qutni
    Kumaş

    tarami
    tari
    tari
    Karanlık

    lafu
    thal/tlıol
    vala
    içi boş

    lifcik
    lifcik
    ladik
    Sutyen

    Malı
    mıx
    mıx
    Çivi

    haneha
    Hane xo/vvaire çey i
    xwedi mal
    Ev sahibi

    vasan
    vvastere
    xvvestın
    İstek

    ancil
    İncire
    lıejir
    İncir

    Tut
    Tüye
    Tut
    Dut

    aguz
    Göze
    guz
    Ceviz

    aluçe
    aluce/akuıço
    zerdele-i
    Erik

    Kale nohut
    nuki
    nok
    Nohut

    Kal
    Kal
    keçel
    Cip

    Ayaz
    Ayaz/paka
    He\vaxvveş
    İyi hava

    niştan
    ranistee
    runeştın
    Oturmak

    ş i/nam
    Nem
    Ten/hew
    Nem

    Namaz
    Namaz
    ırmıj
    Namaz

    ııamur
    Nem/lem
    Ten
    Rutubet

    na
    Ne
    na
    Hayır

    zoni
    zani/zoni
    çong/jinu/çok
    Diz

    Gileki
    Dımiliki(Zazaca)
    Kürtçe
    Türkçe

    Yele varha
    Yelde esto/lıavvera
    reba
    Havada olan

    Kaput
    qaput
    stür qumaş
    Kalın kumaş

    sarbesar
    piya ser(şime)
    hevre, bihevre
    Gidelim

    cir
    Cer
    jer/xar
    Aşağı

    baval
    qahnd
    stur/qahnd
    Kalın

    pijandın/pijisandin
    potene
    pahtin
    Pişirmek

    ababu
    kalik
    Kalık
    Büyükbaba

    baıeğ
    Ala
    Ala
    Bayrak

    parzân
    perayiş
    firandin
    Uçmak

    persen
    Pers
    pirskirin
    Soru sormak

    vaz qudaıı
    vazdais
    Bazdan
    Koşmak

    Kaz
    xaz
    qaz
    Kazımak

    sineh
    Sene
    sing
    Göğüs

    purt
    pırd
    Pire
    Köprü

    darcik
    Darcık/pencere
    şibak/pace
    Pencere

    paçik
    pancık
    penç
    Paça

    Pul
    Pul/pere
    dırav
    Para

    pırhaıı
    Piren
    kıras
    Gömlek

    pişvaz
    pehvaz/verbeci
    ruber
    Karşılamak

    Dik/rast
    Rast
    Rast
    Düz

    raza boon
    raji biyene
    qebul kırın
    razı olmak

    abbe rah
    rayaaweke
    Herk, ce\v
    Suyolu

    ra dakatan
    ra küte ne
    ketere
    Yola düşmek

    rase rah
    ra düze
    Riya rast
    düzyol

    ca
    ca
    Döşek
    Yatak

    Rugan dudeh
    rono nevve
    cunent vişk
    Tereyağı

    Raks
    reqs/kaykeno
    listın
    Oynamak

    dım/sorat
    Sureti
    ruçık/skum
    Yüz

    daimacuar
    cur/cor
    jor
    yukaıı

    ro
    ro
    Rıh, can
    Ruh

    Saf sadık
    Saf
    X\verıi, arî, peti
    Saf/temiz

    tamzaan
    zanayene
    Bağlantı

    2006-09-06 23:18:44 - Uyumuyoruz Ayaktayız !!!

    Yazan: isimsiz
    Emin olun Ermenilerin bu olayla hiç bir alakası yoktur. Sadece kendi gerçeğimizi kabul etme cesaretimiz yok. Bu yüzden hep dış düşman ararız. Ermeniler Dersimde yaşamış Anadolunun en eski halklarından. Ermenilerde tıpkı Dersimliler gibi aynı uygulamalara maruz bırakılmış ve kırılmışlardır. Ama bunu kabul etmeyiz. Birde Dersimdeki kırımı Ermenilerin oyunu olduğunu ispata uğraşırız zorlama bir şekilde.

    Türkiye de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep bir dış düşman gösterilmiştir,
    ve bütün olaylar bu dış düşmana bağlanmıştır. Bu düşman bir dönem Rum bir dönem Ermeni, bir dönem Sovyetler, bir dönem Kürtler, bir dönem Şeriat-İran vb.. Gerçekler bununla örtülmüştür. 5-6 Eylül olaylarına bakın. Yıllar sonra Selanikte ki evi bombalayanların türk istikbaratı olduğu ortaya çıktı. Hatta bunu yapanlar büyük bir aymazlıkla bunun çok iyi bir plan olduğunu ve başarıya ulaştığını söylediler. Buna rağmen dış düşman arama sevdamız bitmedi.

    Yıllardır bizlere yutturulan asıl bu dış düşman yalanıdır. Bu yalana artık inanmayalım!!!
    Bağlantı

    2006-08-07 19:30:36 - Uyduğumuz Müddetçe Bu Kan Daha Çok Akar

    Yazan: ifsa
    Geçmişine sövülerek verilen bir eğitimin vardığı noktadır burası. Oysa, bu milllet omuz omuza verip kurtuluş mücadelesini batıya karşı vermişti. 1.TBMM açılışında Atatürk sadece bu milleti (Kürt-Türk-Laz) meclise davet etmişti. Ama ne olduysa oldu birileri bu kardeşleri düşman etmeye çalıştı. Rahmetli dedem askerliğini Diyarbakır'da yapmıştı. ve hep Kürdistan diye anardı o bölgeyi. Ne vardı bunda? Atatürk bile Kürdistan diye anardı. Ama ne olduysa oldu. Bizi dünya haritasında silmeye çalışanların dili, kültürü, müziği baştacı yapıldı, kardeşlerimin dili, müziği önce yasaklandı, sonrsa serbest bırakıldı, bırakılamadı vs.vs.

    Ülkemiz topraklarında gözü olanlar kardeş olan Kürt ve Türkleri bir birlerine kırdırıp menfaat temini peşindedirler. Özellikle, Ermeni kaynaklı stratejik konulu yazıları takip etmenizi öneririm.

    Bu millet başkalarının aklıyla değil de kendi aklıyla hareket ettiği gün sanırım adam olacaktır.
    Saygılarımla.
    Bağlantı

    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

    Hakkımda

    yoksulluğun ahı bu kanı susturun, kanı susturun... -mehmet çetin (...) ...''baktık, solduk hep bir ağızla.. toparlanıp nem'ler arayacaktık suyu kuru ırmaklarımıza.. su içmeye inecekti güzel gözlü ceylanlar.. kendimize gelip, güven duyacaktık vasfımıza ama çöl sanmalıydık kendimizi ki ne gelen ne giden, kaldık oracığımızda.. yalnızlık çöktüğünde baktık, kalmışız karanlığa, solgun yanımızla''... akın yanardağ ...

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    monica
    uyuyanquzel
    Blogcu Yardım
    ussuahkam
    roza rom
    siirlopedi siirlopedi