geçiyordum, gördüm..//kunduz düşleri//

10/4/2009 - kırmanciye-kızılbaşlık: etnik arayışlara karşı özgün bir zihniye

Kategori: yazilar

kırmanciye’de insanlar tanımadıkları birini görünce ona: ‘kimlerdensin’ diye sorarlardı. Yanıtları da genelde şu biçimlerde olurdu; “ez lace ma u piyê xu yo..”, “ez tornê bıra’yo..”, “werezaê weli ağa’yo”, ez zobina kamo.. “ez kırmanco..”

dersim’de etnik ya da inanç referansı olabilecek başka bir tanımlamayı hiç hatırlamıyorum. insanlarımızın kendilerini tanıtırken, falancanın oğlu, filancanın torunu gibi ifadelere başvurmaları sanırım aşiret ve soya referans etmelerinden kaynaklanıyordu. çoğul tanımlamada kullanılan “ma kırmancimê” / “biz kırmancız” ifadesi de etnik ve dini bir aidiyete değil, kanımca etnik seçiciliğin olmadığı bir zihniyet dünyasına işaret etmektedir.. o zihniyet dünyasının da içinde; hakkı insanda gören ve "kainatın aynasıyım / mademki ben bir insanım" diyen kızılbaşlığı, ötekine ve kendisine karşı saygı, sevgi, minnet, rızalık, musahiplik, kirvelik etrafında dönen davranış kültürünü ifade ettiğine inanmaktayım.

kırmanclık’ta toplamı karşılayacak bir ulus kavramının olmadığını düşünüyorum.. orada bir çok kavim birlikte yaşarlar.. türkmenler, kürtler, zazalar, ermeniler, çerkesler ve tarihten silinmiş eski kavimlerin ardılları.. her kavim kendi rengiyle, kendi sesiyle, kendi kokusuyla renklendirir kırmanciye gülistanını..

insan köklerine bu kadar bağlıyken, o köklerin kendisine emanet bıraktığı zihniyet dünyasında; bahçeyi tamamlayan renklerden biri olarak, kendine diğer renklerden ayrıcalık aramak , oradaki her şeyi kendi etnik mülkü görmek “kırmanciya belekê” ruhuna yakışmıyor. herbirimiz, hepimiz o bahçedeki renklerden sadece biriyiz.. tarih boyunca iktidarlardan, baskılardan, zulümden kaçıp gelen herkese alamut gibi mekan olmuş, yabancılık kavramının olmadığı, herkesin kendisini kendi rengi, dili ve kimliğiyle ifade ettiği bir diyardır kırmanciye.. orda bütün renkler iç içe geçmiş, sonradan gelenler de bu “zerreweşiye/ iç rahatlığı” üzerine kurulu ortaklık toplumuna uyum sağlamıştır.

benzer bir yaklaşım Kızılbaşlık ve kırmanciye’nin kavram dünyası için de geçerlidir. bu kavramların türkçe, kürtçe veya başka dillerden olmasını çok da abartmamalıyız bence. o zihniyet dünyasında etnik kaygı yok, milliyetçi ya da ulusçu kaygı da yok.. o; bir kavramın doğrudan ifade diline odaklanmaz, "mana" dünyasına odaklanır... ve doğaldır ki bu mana dünyasının her dilde de kavramları ve buna uygun karşılıkları vardır. çünkü o mana ya da anlam dünyası hiçbir dilin tekelinde değildir.. her dil onu kendisine göre yorumlar, biçimlendirir. kızılbaşlığın ve kırmançlığın kendi dünya görüşünün penceresinden bakıldığında etnik, dilsel veya bölgesel bir dayatması olduğuna inanmıyorum. aksine; kendisini doğadaki yaşama eşitleyen, kendi dışındaki varlıklara saygıyı önceleyen, dünyaya önerilebilecek bir hoşgörüye de sahip olan bu zihniyet dünyasının ille türkçe veya kürtçe ya da kırmancki gibi, sadece bir dili veya sadece bir etnik kimliği merkeze alması düşünülemez.

“kızılbaş” sözcüğü de bahsettiğim zihniyet dünyasının, bir dönemine isabet eden kavramsal karşılığıdır.. ve bu karşılık bir çok dilde zaten var. kırmancki’de serê sur, sorh u ser gibi seslerin etrafında dönen tanımlamaları da duymuşluğumuz var. burada doğaldır ki türkçe konuşan biri kendini “kızılbaş” olarak kırmancki-kurmanci konuşan biri de “serê sur” veya “qızılbaş” olarak ifade edebilir.. diller ve etnisiteler arasında çatışmanın olmadığı bir iklimde, kimi kavramların belli bir dilden sıyrılıp, toplamın tümüne malolması normaldir.

kızılbaşlık, yüzyıllarca süregelen baskı, katliam ve tahribatlardan sonra, takiyye ve korunma amaçlı olarak yerini "alevilik" kavramına bırakır. yazılı bilgi ve referans olmamasına karşın, “kızılbaşlık” kelime olarak 1000’li yıllardan bu yana sözlü aktarımlardan biliniyor ve daha eskiye gittiği de düşünülüyor. bilinen referanslarıyla kızılbaşlığın deylem kökenli olduğunu iddia edenler de var. sözcğün deylem’de kullanımı çok daha eskilere gidiyor. dersim’de ise kızılbaşlık yakın tarihte belirginleşen bir olgu, eskiden kullanım şekli sanırım daha çok “serê sur”dur. “alevi” sözcüğü ise dersim’e kavram olarak “elawi” şeklinde geçmiş ve yaygın kanılara göre “alev” ve “ateş” gibi kavramların referansı üzerinden şekillenmiştir.

burada asıl vurguyu, kızılbaşlığa değil de “kızıl” kavramına yapmak gerektiğine inanıyorum. çünkü “kızıl” her yerde ortak ve evrenseldir, kızılbaş ise özgül bir adlandırmadır. “kızıl” kavramının mezopotamya’da kullanımı binlerce yıl geriye gidecek kadar eskidir ve esas olarak ortaklık ve doğal yaşamı ifade eder.. bu anlayışa göre; doğa herkese ihtiyacına göre verir.. insan nefsini ve kişiliğini terbiye etmelidir ve ihtiyacından fazlasına göz dikmemelidir. yeryüzündeki saadet ve servet yaradılışta eşit olan insanlara ve tüm canlılara, eşit olarak verilmelidir. esas ayırıcı özellik budur.. “kızıl”; maya'larda, inka'larda, mezopotamya’da, hititler'de, çatalhöyük’te ve daha bir çok antik yerde bu ortaklığa vurgu yapan “batıni /ezoterik” kökleri olan bir kavram olarak kullanılmıştır. kızılbaşlık, bu batıni anlayışın devamıdır, kırmanciye’nin mayası da bu anlayışla şekillenmiştir. (yeri gelmişken belirtelim, batınilik, ilahiyat değildir, semavi dinlerin dünya algısının tamamen dışındadır. aynı şekilde modern dünyanın rasyonel aklına, pozitivizmine ve egemenlik anlayışına da ters düşer.. her ne kadar ilahiyat ve din alanına kaydırılsa da, batınilik tersine bütün teolojilerden uzak, egemenlik anlayışına karşı çıktığı için tarihteki bütün devletlerin ve otoritelerin düşman bellediği ortakçı, eşitlikçi ve doğadaki “herkese ihtiyacına göre” anlayışıyla hareket eden evrensel bir dünya görüşüdür. )

düşüncelerinden dolayı 1417 yılında serez’de idam edilen şeyh bedrettin’in düşünceleri de aynı şeyi anlatır: “Birinin zengin, diğerinin fakir; birinin tok, diğerinin aç olması hali yaradılışa ve tabiata uygun değildir. Nikahlı kadınlardan başka herşey insanlar arasında ortaktır. Uyulması gereken kanunlar, yaradılış ve tabiat kanunlarıdır. Bunlar akıl ile anlaşılır. Fikir ve vicdanın uyumu tabiatın gereğidir, zorla ve kanunla değildir. bütün insanlar kardeştir. müslüman, mecusi, isevi ve musevi yoktur. zorbalığa dayanan hükümet meşru olamaz.”
işte kızılbaşlığı da son 500-600 yılın tahribatından arındırıp, buralardan anlamaya çalışmak gerekiyor. kanaatimce bizim açığa çıkarmamız gereken de “özü” olarak gördüğüm bu ortakçı, doğal yaşamı savunan zihniyet dünyasıdır.

her bir bileşenin kendisine yontmaya çalıştığı kırmanciye kelimesi içinde kendini bulan, ifade eden bütün toplamın adıdır. kanımca dili, dini ve etnik kimliği ne olursa olsun dersim’de yaşayan herkes kırmanc’dır.. dersimi dersim yapan bence kırmanclığıdır. kırmanclık etnik, dini, sosyolojik, bölgesel veya dilsel bir tanımlamanın anlatmaya yetmediği bir anlamlandırmadır ve bu anlamlandırmayı yukarıda tarif ettiğim tarihsel süreci içinde anlamak gerekiyor. bu yönüyle de çok özel buluyorum.

örneğin alevilik-sünnilik inançla ilgili bir tanımlamadır, kürtlük-türklük-zazalık etnik tanımlamalardır, zazaca-kürtçe-türkçe dilsel tanımlamalardır ama kırmanciye bunların hiç birine uymaz.. içinde hepsi var ama kendisi tek başına hiçbiri değil. kırmanc olmayı tek başına kürt, türk, zaza veya alevi olmaya veyahut da sadece dersimli olmaya indirgersek, tek tek bu saydıklarımıza da haksızlık ederiz çünkü kavramı sadece bu bileşenlerin biriyle aidiyet ilişkisi içine koymak “öteki” ni dışarda bırakmak anlamına gelecektir. O zaman bizim gibi kırmanciyeli ve kırmanc olan ama başka dili konuşan, başka bir kavime mensup ve başka türlü inanan kırmancları ne yapacağız? halbuki hepimiz biliyoruz ki yukarıda andıklarımızın hepsi o topraklarda varoldular.

kişisel olarak ben kızılbaş kelimesini seviyorum, “qızılbaş” olarak söylendiğinde ise daha çok hissediyorum sözcüğü.. kırmanciyeli “qızılbaş” bir kırmanc olmak da beni mutlu ediyor.

ve bu hissedişin çağrısıyla, muhtemel bütün yetmezliklerine karşın, bu sohbeti yazılı olarak yapayım istedim: muhabbeti çoğaltmak dileğiyle; ilginize, eleştirinize..

Eyüp Hanoğlu

NOT: daha önce yayımlanan “Kırmanciye ve Kızılbaşlık meselesine dair” başlıklı yazımdan sadeleştirilmiştir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

yoksulluğun ahı bu kanı susturun, kanı susturun... -mehmet çetin (...) ...''baktık, solduk hep bir ağızla.. toparlanıp nem'ler arayacaktık suyu kuru ırmaklarımıza.. su içmeye inecekti güzel gözlü ceylanlar.. kendimize gelip, güven duyacaktık vasfımıza ama çöl sanmalıydık kendimizi ki ne gelen ne giden, kaldık oracığımızda.. yalnızlık çöktüğünde baktık, kalmışız karanlığa, solgun yanımızla''... akın yanardağ ...

Kategoriler

Arkadaşlarım

monica
uyuyanquzel
Blogcu Yardım
ussuahkam
roza rom
siirlopedi siirlopedi