18/11/2009 - aşk ki, zerafetmiş: akın yanardağ

aşk ki, zerafetmiş
I. kuşkular aşınıp, ayrılığın kalın duvarı aşıldı.. hep vurgun hissi veren kalbe parçalanıp yayıldı cam ardından, aşka çıkıldı..
kendine duvar dibi arayan ışık oradaki karanlıktan da çekildi ulaştığı her yere yayılan rüzgâr derlenip-toplanıp çekti kendini.. bir tek ondan.. onun, sakin duruşundan çekilemedi. çünkü, ten ordan bilinir ve o bilinmeden çözülür rüzgâr bile..
ben senin sakininim dedim, ellerinin kırgın hevesiyim bedenimden soyunup, sokuldum en dibine çalının ki kendimi, kanamaktan üzgün sanıp terk ettim kanımı. oracıkta..
terk edildim, kendi tarafımdan bile terk edildim, elbiselerimden bile bile bile, bilinen bir namlu gibi ben, terk edilişlerimi alnımda bildim
özlem kendini direten bir şeyken daha..
aşk, bir zarafettir anladım bunu, senin ellerinde aşk, yeniden başlamaktır her yaşın kendi olgunluğu her isteğinse evvel arzu sayıldığıdır ömrümde
demek burasını da göreceğim varmış demek hayatın doğal ırmaklarını tanımlamakmış zarı gelen oyun, zarı atılan hayatınmış
anlattın. anladım. senin de inceliğine yaslanan gerçeğinin koynunda bir hayâl varmış.. demek bunu da anlayacağım varmış...
söz alıp başkalarının meclisinde bir merdiven çıkar gibi her sözü inceliğine kadar yontar gibi yani mutsuzluğa da alışmak gibiymiş sesin ya da senin ellerinde aşk dünyasında yalnız seni yaşatmakmış..
aşk, senin tövbe etmenmiş öğrendim..
eledim gün gün, eledim iyice ki çınar da kurbandır buluta ben de yine onun yağmasına öğrendim kurban olduğuma...
bulutuna da..
mürekkep göründü sızdıran kağıttan saydam duvarların ötesinden bakıldı biraz pencereleriyle örtülü camlar fark edildi çivili tahtalarla yapılı kapı da sürüldü göze demek, hayat bunlarlaydı ötelenen.. dendi, yazgı da sızdırırmış kendini, ötekinin hayatına..
öğrenildi...
öğrendim ki soğuk, gecenin kapısıymış.. çıkmak gerekti; çıkmanın yolu yorganı ilim erkânı sarındı, boşatıldı avlular söylenceler okundu saatlerce gecenin soğuk kapısı dinle- ndi: çıkılacaktı.. alışkanlık yapan her şeye inat, her şeye inat bu- lunacaktı...
bulundu.. her şeye inat, her aşka da qusır bulundu..
zamanın mevlasına tutunan yalnızlık da düşürecekti kendini asıldığı inattan modern evlerin de vardır çardak ağzı kayıplara karışan sesleri vardır şehirlerin yol ağzı üşüyen kedileri, köpekleri de görülen..
ama ben. ben ama, yol ağzı üşüyenlerle görülen aradığına sapan, yol yolak mabedinde kaybolan..
göründüm bir gün aynadan. bir gün ayda kendimle.. demek, görülecek halim buymuş dedim, vaktim yokmuş yıllarca aynasız yürüyen. yürüdüğü inattan..
düşüren kendini...
ipek denmiştir, gözleri de ceylan, söylenmiştir. sızgın olan beyhudeliğe sızardı, yıllara değil.. görüp görülecek, yaşanıp gelinecek bir düş için aynasız kalınmıştır, elbiselerinde yakılacaklarla öğretmiştir ayrılıklar vesselam, acılar onmuştur..
acılar, kendini düşürecek bir kara taş..
aşk da zarafetti onun ellerinde, yalnızlık da kendini yıkacak bir kara taş arandı günlerce sebil arandı, sual sorgu, ırmakta suret arandı her yaşa olgunluk, olgunluğa da sebep arandı bakın, kör topal ezberinde belki, kazım bakıldı kâzımê xozat'i.. ondan da ses seda, elbise öğrenildi..
sabah, serdi kendini erken saatlerinin heyecanına ağaçlara göründü güneş, kuşlara ses yakıştırıldı henüz seyrek yolunda, arabalar tenha seslerle.. ne alt geçit arandı yayalara, ne üst geçit hayat sanki bir gün eksik yürüyor haftadan.. hayata hiç dahilsiz bir pazar, yürüyor günlere..
günlerden, çizilmiyor detay, okunmuyor gidenden açılsın diye bekliyorum, kahvesiz zihin hatıralarım.. budela bir aşkta kaybolmuş bir şeyler isteniyor geceyi karşılayıp, gidilesi sazlık özleniyor, sonra kumda kaybolmuş çeşmeler aranıyordu su..
demek suyu arayacağım da varmış
bulunmayan bir hafıza gibi unutulan sonra.. demek unutacaklarım da varmış çilem'in elleri, leyli'nin gözleri.. sonra suyun bile cilveleştiği teni aydili’nin..
kumdan kaybolmuş çeşmeler aranıyordu'da su..
anlatılan ve anlaşılan bir şeyler var kazandıklarımda: dedim, arayışına sadık kalan kendimin fermanıyım ben aydilin'in bile unutulduğunu görecek günlerim varmış demek..
demek daim olan aşk değil yalnızlık değil boynumdaki fermanmış..
aranıyordu'da kaldı su...
akın yanardağ
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/11/2009 - o gelmedi: akın yanardağ
o gelmedi
sevgili arsızlığını durduramıyorsun onun..
o, buraya gelmiyor dedi, kaç zaman oldu.. onu, ardından çağıran sözü de eskidi. gelmedi. uzun zaman oldu. niye gelmedi, sözü niye kesti muamma, ama geldi-gelecek gibi bekliyoruz farklı alanlarda, bekliyoruz buramızda.. dağ olsaydı üçüncünün sonunda arındırırdı kendini ama bura dağ değil.. şimdi seni görüyorum. uzun ince yolunda gidip gelirsin. birşeyler beklersin, bir şeyler istersin, anlarım.. seni görüyorum, hep böyle dalgın.. niye dalgınsın bilirim.. ne olursa olsun, hayat düşlere sığdırılamıyor değil mi diyip, sınıyorsun beni de, kendi hayatınla.. bir masada otururken elimdeki kalemle dışarının bendeki görünürlüğünü çizdiğimi farkêdiyorum; o anda yokturlar orda ama bulunduğum mekanın önüne bir de polis aracı çiziyormuşum.. polisler hep orda.. herhangi bir adi olayda bir türlü görünmeyenler ya da her nasılsa gecikenler bu defa üç beş gencin bildiri dağıtmasının üstünden henüz üç-beş kelime dahi geçmeden orada, o çullanıştaydılar, ve.. diye, devam ediyorsun anlatmaya.. onları da çizdiğimi farkediyorum. birden senin telefonunla irkilip ayılana kadar: 'hayır, o gelmedi' diyorum, 'niye'! pazar gününün saat altı'sı buluşma için ayarlanıyor. her ayarlamada istanbul'un trafiği de esas madde olarak hesaplanıyor.. beş'e ayarlandığı yerde altı'ya alınıyor saatler ama o, gelmiyor yine.. insanlar diyor, geleceklerini yanında taşıyamıyorlar her zaman, hatta hiçbir zaman.. bu, onun bize ima ettiği bir şey miydi! hangi anlamda kullanmıştı bu kelimeyi.. 'insanlar geleceklerini yanlarında taşıyamıyorlar' mı demek istemişti. bu sözün, bir gelecek imgesiyle ilişkisini düşünüyoruz önce ama o, şimdinin/birazsonrasının olabilecek bir halini mi ima ediyordu? bilmiyorduk ya da anladığımız şekliyle bilmek istemiyorduk.. ne ki o gelmedi ya da gelemedi.. onun gelmediğinin saatindeki yerinde üç beş devrimcinin üç beşkelimesine dahi geçit verilmek istenmiyor: polisler. polisler her yerde. beynimizde, ötekimizde, dilimizde.. insan polisler ve polisler.. devriyeleri ,nsanların geleceklerinde dolaşıyor, orayı da işgal ediyor sanki sirenleri.. pazar'ın saat yedisine kadar beklendi; istekler çoğalıyor; şimdi çaputlar mı bağlanıyor ordaki o dilek ağacına; onun arsızlığı için yeni bir kurtuluş daha.. bir söz daha yazılsın tarihin kalbine; çoğaltıyoruz istekleri.. gelsin o, gelsin de görsün hayatımızın işgal edilmişleri arasında kıymet verdiği dilekleri..
elbet ki aşk, suya sabuna dokunmaktır yine/birbirinin günleri altında, yeni bir hayattır bundanmış, uzaklara akan ırmak da/kendine değil, yurduna kadarmış..
akın yanardağ 1 aralık'08
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/11/2009 - sarkaç: akın yanardağ

sarkaç
(...) insanın taşınabilir varlığı alimler aşkına dağına su, salına zaman bırakır gölgesine de meram.. yani gölzerinin beni inandırdığı yere kadar eğildim eğildim de bayrak attım yalnızlığa, gül ağacım rüzgarımı da unuttum oluşun o ilk dağlarında seninle inandım, seninle alıştım yine o ilk yalana
nebinin güliçi gülen gözleri senin/dir zizil ile kalkıp nusayri dönen tuba dalı/n inandırabilseydi beni ordaki varlığına talana bezenip inerdim katına, o melekler'ışığına güliçi'benim-kalbi'suretim, caanım efendim göç ile zaman sarkacına durdum, geçtin mi beni
akın yanardağ foto:PİNA BAUSCH TANZTHEATER
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/10/2009 - bir yaz günü: akın yanardağ
su için üstelik bir yaz günü durup dururken sana seni sevdiğimi söyledim neden unuttun sormayacağım kapalı bir yalnızlıktır, anlarım bir başkasıdır o, hayatındadır niye sormadın, alınmayacağım güze inen zamandır, benimdir kalbin dokunduğu duvarlardır kırılır incinir hem, dökülür de kalbime dokunmuştur tenin, ki gözetilmiş yollarla varılan yerin sonrası bir güzel ay -ayrılıktır belki sonradan anlaşılmıştır anlamı bir yedeğinde saklı su yıllar sonra senden bir haber ne iyi ne kötü eder adamı ama 'zaman frezyadır', solmaktadır şimdi ise artık suyun bir bir çekildiği aramızda bir yeni lisandır zaman, hatırlanmaktdır.. 27 ocak'09 italik: t. uyar/frezya imgesi: m. çetin akın yanardağ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/10/2009 - ey şiirin eli ufkun kitabını aç: adonis
ey şiirin eli, ufkun kitabını aç
9. ''bir beyrut gecesinde yıldızlar uyandırıyor, sorguya çekmek için beni: gündüzle mi birliktesin, geceyle mi? rüzgârın öfkeyle gelip sana akrabası olduğun ağacı sorduğu doğru mu? sen neden: beyrut'ta şüphe yeşil bir topraktır, diyorsun? neden sormakta diretiyorsun: bir kaynak/bir ağaç ne yapar tabiatı ve huyu uzlaşmadan gayrı bir şey değilken? neden yazmayı taktir eder bir şehir, işi yaprağın altında ve adı mürekkep dışı iken? neden saygılı davranıyorsun caddeleri ve işyerlerini ölülerle ve davulcularla dolduran bu kalemlere? ve neden sustun, gül ağacı geldiğinde elini senin üzerine koyduğunda ve sana sorduğunda: bu koku nereden geldi sana?''
adonis
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2009 - bozkır evi: akın yanardağ

bozkır evi/bekleme ağacı
sen inandın diye herkes inansın istedin mutfakta, kaynayan bir şeylerin arasında sabrını aradın, havada duran ayrılığı daha nereye kadar durabileceğini bu bozkır evinde, artık iyice
insan yaralarını unutur o yaraların gözetiminde kaldığını da bu yüzden, çekip giderken zaman tarafından çekilmiş fotoğrafıyla kalır hayat sonra sonra belirir unutulanlar yalnızca sabır kalır ve.. kalbin bilinmez gizemi başka bir aşka hazırlar kendini
bu bozkır evinde gecesini tutamıyorum artık anıların oysa insanın zamanıdır hayat aşk, kalbin itirafıdır böyleyken bu niye herkes inansın diye bekledin mutfakta, kaynayan bir şeylerin arasında, neyi aradın unutmanın koşullandığı yalnızlığı mı güneşin yanıklarını gizlediği rüyalarını mı
iyi ama bildin bir gün sen de, konuşurken acılarınla yol sen olacaktın, yolcu sen ışıkların koyulaştığı kalbinde koyulaştığı ikliminde o bekleme ağacı da yine sen olacaktın
o göksel anlatı bozkır evinin duvarlarında o ağaçların salındığı uzun rüzgar rüyalarında
sen olacaktın gölgesinde görünmeyen acıların..
akın yanardağ
foto: http://www.fotokritik.com
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/9/2009 - düş bahçeleri: akın yanardağ
düş bahçeleri
sen iyi bir ilkyaz iyi bir çiçek baktıkça iyi bir yeryüzü olacaksın bilirsin ben kabardıkça iyi bir ağrı gibi kalmasını isterim hayatın iyi bir çiçek bir ayçiçeği buğday tarlaları başak sarısı güneşin iyi bir kızıllığı olacak yaşadıkça bir dağ yangını gibi ağzının ortasında o düş bahçesi buğday tarlası ay çiçekleri a dağ yoksunu doğa tanrıçası a-ay iyiliği dünya evren suların sahil ve sakil zaman başak sarısı buğdaylar ben döndüm yitik anıya inandığın yeni zamana adil ve azil değildi zaman kıyametlirini bildirirdi sanki geçip kaldı yanımızda yatağımızda palmero, ahımızda sarnıçların kolları gibi kalayım sularında, o ağının altında a dağ yoksunu doğa tanrıçası, düş bahçesi inandır beni, inandır beni yeni zamanına azil: geri dönüşlü akın yanardağ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/8/2009 - bêvir: mehmet çetin
bêvir kam çhı zano va bızanodecê xo ra bızano verê çêberê sari de, şiya xo ra bızano I. text de bêviro, nêzano bext de jüano, dano we ( ... ) ae ra bırae exretê, kam savano vaco jüano, jibeno jilê koyi de fetelino, çherxê vayi de çherexino niseno ro tecelê xo ser şüaron vano zalalo vano jüanê hometê, hama nu kêm kêmo bino ae ra bıra, jüano: naz u duazê iqrariye, vaz u awazê zerrêweşiye, çêrangê çêyiyo; sêrengê ra pers dano, sergêrdao. zurê dina ra dürr, zorbajiye ra bêzaro elbruzo, zagroso, muzıro. ğezalê koan de rêça xızırio. golo bêbıno. bêviro. vano.. II. ae ra bırae exretê, kam savano vaco, jüano, jibeno qedae bıcêri araqê xo nas bıke, rêça xo bızanê, vano şiya hewron de cüne xo çarrneno, tewtê vayi de asparon fetelneno. zımê zımıstani de zımaisê usario. lêa bariya tekê, thamê ciraniyo. çhı hêf wadê xo ra texeliyo vanê; sınga xo rê naleno. bêvengo. mabenê dec u dermani, mobetê thılsımio. sewa xora dêm dano, sodıro, xoviro. bewayiro. bêviro. vano: çhıko, kamo; ma savano ( ... ) text de adıro, vêseno bext de wela, dana we.. amnanê'02i, dêrsim-'08i, e'dam mehmet çetin kıtabe 'surêdar'ra..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/8/2009 - ben durmuş: mehmet çetin
ben durmuş
aynayı kır ve güneşe çık ki..
durmuş güneşe bakıyordum güneş durmuş sana bakıyor
korkular, gözlerine bakıyor atlı polisler geçen gözlerine
ben durmuş sana bakıyordum susup yara izime bakıyordum
bakıyordun, yanıbaşında idim ben mi ölecektim bu yara ile..
( ... ) durmuş zamana bakıyordum yaralar durmuş sana bakıyor..
mart'03, a'dam mehmet çetin taşa hatıra'9.sayfa şiiri..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/8/2009 - zamana çocuk: mehmet çetin
zamana çocuk korktuğun gözleri, çocukların çocukların gözleri ah ey zalım titreyen ellerini havaya kaldırıp teslim aldığın o çocukların elleri en çocuk yerinden kestiğin sesim (…) unutma ama o çocukların gözleri taş yok mu taş, diye düşer ardına nisan’03, kelaynak mehmet çetin taşa hatıra' 36. sayfa şiiri
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
yoksulluğun ahı bu
kanı susturun, kanı susturun... -mehmet çetin
(...)
...''baktık, solduk hep bir ağızla.. toparlanıp nem'ler arayacaktık
suyu kuru ırmaklarımıza.. su içmeye inecekti güzel gözlü
ceylanlar.. kendimize gelip, güven duyacaktık vasfımıza ama
çöl sanmalıydık kendimizi ki ne gelen ne giden, kaldık oracığımızda..
yalnızlık çöktüğünde baktık, kalmışız karanlığa, solgun yanımızla''... akın yanardağ
...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• monica • uyuyanquzel • Blogcu Yardım • ussuahkam • roza rom • siirlopedi siirlopedi
|